İstanbul
30 Mayıs, 2026, Cumartesi
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

ALEVİLİK NEDİR?

01 Şubat 2026, Pazar 20:44

90’lardan beri Alevilik konusunda yazmama rağmen, oturup da, Alevilik nedir, diyerek kendimce tanımlama yapmaya girişmek aklımın köşesinden bile geçmedi.

Bu yazımda, Aleviliğin tanımını yapacağımı düşünenler şimdiden okumayı bırakabilir.

Böyle bir şey yapmayacağım.

Ama, Aleviliği tarif ettiğini iddia edip, özünde tahrif eden ve ortaya attıkları uydurmaları, yalanları bıkmadan sosyal medyada paylaşmaya devam edenler için bir şeyler yazmak gerekiyor.

Öncelikle, “Alevilik” isminden başlamak gerekiyor.

Arapça علوي (Alawî) علي (Alî) kelimesinden türetilmiştir.

Türkçe “yüce olan” anlamına gelir.

Bütün eski Osmanlıca, Farsça ve Arapça metinlerde de Ali ve Alevi bu şekilde yazılır.

Buna karşılık, Arapçada “alev” diye bir kelime yoktur!

Alev, ateşin canlı ve parlak halini tanımlamak için kullanılan Türkçe kökenli bir kelimedir.

Dolayısıyla, İslâm dünyasında kullanılan “Alevî” kelimesinin “alev”den türemiş olması ihtimal dışıdır.

Zaten, eski yazı metinlerde de bu karışıklığa meydan verebilecek hiçbir anlatım yoktur.

Ayrıca, “alev” kelimesinin ışık ile bağlantılı olması da ihtimal dışıdır.

Alev” ışık verir ama, birinci özelliği yakıcı olmasıdır, yanarak işlemin sonucu olarak ortaya çıkmasıdır.

Işığın kaynağı güneştir.

Alevî’nin alevden, dolayısıyla “ışık”tan türediği ve daha da ileri gidilerek “ışık erleri” anlamına geldiği gibi iddialar temelsiz, deli saçması, cahillerin uydurması değilse, kesinlikle Aleviler içerisinde art niyetli kişilerin fitnesidir.

ALEVİLER KİMDİR?

Arapça علوي (Alawî) kelimesi ilk ortaya çıktığı dönemde, sadece Müminlerin Emiri, Allah’ın arslanı Ali’nin çocukları ve onların çocukları, yani “Ehl-i Beyt” (Evin halkı, Peygamberin soyundan olanlar) için kullanıldı.

Hz. Ali’nin çocukları İslam Peygamberi Muhammed bin Abdullah’ın soyunu devam ettirenlerdi.

Suyutî, “ed-Dürr’ül-Mensur” adlı tefsirinde, Taberanî’nin, Ümmü Seleme’nin bu konuda şu aydınlatıcı bilgiyi verdiğini bildiriyor: “Peygamber (sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem), kızı Fatıma (a.s)’ya şöyle buyurdu: “Kocanı ve çocuklarını benim yanıma getir.

O da gidip onları getirdiğinde, Peygamber (s.a.a) Fedek’ten getirilmiş olan abasını onların üzerine attı ve mübarek ellerini onların üzerine koyup şöyle buyurdu: “Allah’ım, bunlar Muhammed’in ailesi ve soyudur, kendi rahmet ve bereketlerini Muhammed’in ehli ve soyunun üzerine indir; nasıl ki İbrahim’in soyuna indirdin.

Yüce Yaradan, Mekkeli müşriklerin Hz Peygamber’in “ebter”, yani soyu kesik olduğuna dair dedikodu yapmalarının ardından indirilen Kevser suresinde şöyle der: “Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik. Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Asıl soyu kesik olan, senin düşmanın (sana buğzeden)dir.”

Kevser”in İslam Peygamberi’nin kızı, Hz. Ali’nin eşi Hz. Fatima olduğu konusunda İslâm dünyasında ittifak vardır. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin üzerinden Peygamber’in nesli çoğaldı.

Onların çocukları olan seyyidler ve şerifler, (علوي) Alevîler, yani Ehl-i Beyt evlatları insanlığın kamilleşmesi ve teslimat için görevlerini sürdürüyorlar.

TÜRKLERDE ALEVİLER

(علوي) Alevîler kelimesinin Ali’den olanlar, Ali’ninkiler, Ali’ler anlamında kullanıldığını örneğin eski Türk metinlerinde de görebiliyoruz.

İmam Zeynel Abidin’in oğlu Zeyd’in oğlu Yahya’nın 740’larda Horasan’a ulaşması, sonrasında İmam Hasan’ın torunu Hasan ibn Zeyd’in Horasan ve Teberistan’daki faaliyetleri, İmam Musa Kazım’ın çocuklarının Horasan’ı yurt edinmeleri, İmam Rıza’nın Horasan’ı “vatan”, Türkleri de “akrabaları” olarak nitelemesi bölgede büyük değişikliklere yol açmıştı.

Zeki Velidi Togan’ın 1923’te İran’ın Meşhed Şehir Kütüphanesi’nde bulup tercüme ettiği “İbn Fazlan Seyahatnamesi”ne göre, Buğraç Türkleri, yani bizim Karahanlılar olarak bildiğimiz topluluk Alevî bir önder tarafından yönetilmektedir.

Bunların kudretli hükümdarları vardır. Bu hükümdarların Alevî olduğunu ve Yahya bin Zeyd’in neslinden geldiğini söylerler... Onlara göre Zeyd Arapların hükümdarı, Ali bin Ebu Talip ise ilahıdır. Başlarına ancak bu Alevînin sülalesinden gelen birini tayin ederler.” (İbn Fazlan Seyahatnamesi, Ramazan Şeşen çevirisi. Sayfa: 85. Bedir Yayınevi)

Nitekim, 1000’li yıllara geldiğimizde, dünyada yazılan ilk “siyasetname” olarak bilinen Kutadgu Bilig’de de Alevîler kavramının “Ehl-i Beyt” anlamında kullanıldığını görüyoruz.

Yusuf Has Hacib veya diğer adıyla Balasagunlu Yusuf, Kutadgu Bilig’in 50. Bölümünde “Aleviler Birle Katılmaknı Ayur” (Alevilerle İlişkiyi Söyler) başlığı altında, Peygamber nesli ile kurulacak ilişkinin kurallarını anlatmış, Ehl-i Beyt’i gönülden sevmenin ve onlara yardımda bulunmanın önemini vurgulamıştır.

4336 Hizmetkârlardan başka ve beyin adamları dışında,

münâsebette bulunacak kimseler şunlardır.

4337 Bunlardan biri Peygamberin neslidir;

bunlara hürmet edersen, devlet ve saadete kavuşursun.

4338 Bunları pek çok ve gönülden sev;

onlara iyi bak ve yardımda bulun.

4339 Bunlar ehl-i beyttir, Peygamberin uruğudur;

ey kardeş, sen de onları, sevgili Peygamber hakkı için, sev.

4340 Ağızlarından yakışıksız bir söz çıkmadıkça,

onların içini-dışını ve aslını-esâsını araştırma.

(Türkiye Türkçesi: Muhammed Doruk)

Yine 1000’li yılların ilk yüzyılında Türkler arasında Alevîler kelimesinin Ehl-i Beyt için kullanıldığını gösteren ikinci örnek ise, Kâşgarlı Mahmud’un büyük eseri Dîvânu Lugâti’t-Türk olmuştur.

Dîvânu Lugâti’t-Türk içerisinde yer alan haritada “Beldetü’l ‘Aleviyye” diye bir devletten söz edilirken Alevî sözcüğünün aslına uygun olarak, ( علویه) Arapça “ayın” harfiyle yazıldığı görülmektedir.

HACI BEKTAŞ VELİ’YE GÖRE ALEVİLER

İslâm tarihinde oldukça uzun bir süre, “Alevî” kelimesi sadece Ehl-i Beyt evlatları, yani Peygamber soyu için kullanıldı.

Hacı Bektaş Velî’nin Velayetname’de “Meşrebim, Muhammed Ali’dendir, nasibim Tanrı’dan” sözleri de, onun Alevî, yani Ehl-i Beyt soyundan olduğunu ifade ettiğini gösterir.

Aynı şekilde, Menakıbnamesinde de, “sağımda oturan iki cihan güneşi ceddim Muhammed Mustafa idi, solumda oturan, Tanrı arslanı, inananların Emiri Murtaza Ali. Biri, gelip zâhir bilgisinden öbürü bâtın bilgisinden bahsederler. Kur’an’ı belletirler bana” ifadeleri, kendisinin Alevîliğine, yani Ehl-i Beyt soyuna delil olarak gösterilir.

Vilayetname’deki bir anekdotdan kendisine bağlı canlara “tevellâ”yı öğretip önerdiği anlaşılıyor.

Makalat eserinde de tevellâ, Hz. Ali ve evladına sevgi beslemek olarak açıklanıyor.

Bu bilgileri birleştirdiğimizde, Hacı Bektaş Velî’nin öğütlerinin Yusuf Has Hacib’in öğütleriyle, İbn Fazlan Seyahatnamesi’ndeki verilerle ve Kaşgarlı Mahmud’un Dîvânu Lugâti’t-Türk eserlerindeki anlatılanlarla tam bir uyum içinde olduğunu tespit ediyoruz.

GÜNÜMÜZDE ALEVİLER

19. Yüzyılın sonunda doğru “Alevîler” ile Peygamber soyunun ötesinde daha geniş anlamda ifade edilmeye başlandığı ve kelimenin artık bir inanç topluluğunu kapsadığı anlaşılıyor.

Öncelikle Türkiye’de, Hacı Bektaş Velî’ye bağlı ocaklar ve tekkelerde başlayan bu kullanım, zamanla dünyanın her yerine yayıldı.

Günümüzde Brezilya ve Arjantin’de yaşayan İbn Hasibî müritleri de kendilerini “Alevî” olarak tanımlıyor.

Öte yandan, Zeydî’ler, İsmailî’ler, Kakaî’ler, Şahsevenler, Şiî’ler, Nusayrî’ler ve Hz. Ali’nin velayeti meselesinde Emevî zorbalığına muhalefet eden daha pek çok kesimlerin de kendilerini Alevî olarak tanımladığını görüyoruz.

Sözün özü, Alevî kelimesi dünyanın her yerinde Hz. Ali ile ilişkilendirilerek kullanılan bir ifadedir.

Bunun dışındaki tüm hikayeler uydurma ve yalandır.

Dolayısıyla, “biz Müslüman değiliz, Alevîyiz” gibi ifadeler sahtekarlıktan başka bir anlam ifade etmez.

İslâm Peygamberi Hz. Muhammed’in “soyumun devamı (kevser) buradan olacak” dediği Ehl-i Beyt’i ifade eden bir kelimeyi İslâm dışı bir kavrama dönüştürmeye çalışmak inkarcılıktır, zorbalıktır, aldatmacadır, hainliktir.

Hakikatı inkar edip, yalana sarılmak insanı sadece fitnenin bir parçası yapar.

Fitne ise, Hakk’a gönül veren, hakikât âşığı canların elbisesinde kir bile olamaz.

O halde, bize bu yalanları, uydurma hikayeleri anlatanların asıl amacı nedir?

Bu sorunun cevabını bulmak zorundayız.

Yorumlar

  • yorum avatar
    Ayhan Aytaç Yazarefendi
    30-04-2026 15:14

    Not:Önce attığım uzun yazı da ehlibeyt yazacağımıza ehlibet yazdık bu yapayzekaözürlü sanal işgüzarlık ile olduğu için adminden yayın öncesi harf hatasının düzeltilmesini rica ediyorum. Tşk...

  • yorum avatar
    Ayhan Aytaç Yazarefendi
    30-04-2026 14:00

    Pir Gerçek Veli'nin Alevinamesi:Ali Rıza Özkanın en seçkin makalelerini burdan okuyoruz... ve tebrik ediyoruz... değerli bilgi ve birikimleri için... Biz de naçizane burda bir eksiği tamamlamak adına bir şeyler yazalım... bakara 282 ye göre ve Yazarefendi mahlasımız ile... (ayetten: yazan kişi Allahın gösterdiği gibi yazsın yazmaktan çekinmesin...) Tasavvuf terminolojisine göre bekri faruki osmani ve alevi vardır... ki sırası ile ebu bekir ömer osman ve ali soylu demektir... genelde bu gibi yorumlarda sadece hasan ve hüseyin esas alınır Alevilik için ki şerif ve seyyid olarak kalır... oysa bir de mehdiyye kolu var ki bize göre oda tarihte ilkkez mehdi ismi ile ebul kasım künyesi ile ismi muhammed ismi ile babası ali özelde yine abdullah olan murtaza ile bilinen ama şii ve sünni ulemanın pek işine gelmeyen ilk fakih olan muhammed mehdi ibn i hanefiyye vardır... hoca ahmet yesevi ve evliya çelebi de muhammed mehdi ibn i hanefiyye neslindendir ve bunlarda Alevidir... tokat alamuslu olan sazcı hüseyin ve sadık korkmazlar ile olan aile ve ahbab dostluğum ile yıllarca edindiğim bilgilere göre bu canlar ahmet yesevi soylu olduklarını hep beyan etmiş ve kendi köylerininde öyle olduğunu ve Alevi olduklarını söylemiş bir o kadar da turkiyede ki Alevi nüfusun 3 de birinin yesevi soylu alevilik ile muhammed mehdi ibn i hanefiyye neslinden olduğu beyan edilir... ne ilginç ki adnan oktar nam i diğer harun yahya müstear ismi ile adnan hoca lakaplı ve kendisini mehdi ilan eden a9tvde kedicikler ile şov yapan nihayet kodesi boylayan bu zat ı acayip de kendisinin kafkas seyyidi olduğunu ve muhammed mehdi ibn i hanefiyye neslinden olduğunu ama ne ilginç ki hiç ahmet yesevi ve evliya çelebiden bahsetmeyen bu adam risale i nur külliyatı referansı ile mehdi olduğunu kedicikler de er ve dişi olmak kaydı ile 313 leri temsil ettiğini ima ile birilerini kandırdığı ortada iken ne amaçla yanlış bilgi ve analiz ile bu yola girdi bilinmez... ama ne olursa olsun nesepsel referans doğru ise oda Alevidir... seyyid değil mehdevidir... zira seyyid hasan ve hüseyin soylu ise mehdevi muhammed mehdi ibn i hanefiyye neslindendir... ve bizim 12 yıllık mehdi ve ahir i ahirzaman çalışmalarımız neticesinde gelecek olan kaim el mehdinin hasan ve hüseyin soylu değil muhammed mehdi ibn i hanefiyye neslinden olacağı sır ve hikmet ile mana i marifet sırrı hakikatte ispat olunmuştur... bu konuda kum ve ezher şii ve sünni ulema bir araya gelse bizim hüccetimiz karşısında duramaz... nitekim şu hadisler bunu ortaya koyar: O kimsenin bilmediği bir duruma kılavuzlandığı için ona Mehdi denilmiştir... O geldiği zaman (şii ve sünni) fakih ve ulemanın hiç hoşuna gitmeyecektir... said nursinin mehdinin seyyidler ordusuna komutan olacaktır sözü Alevi Mehdioğullarına uygun iken halihazırda Alevilerin kavm i seyyidan bir cemaat oldugu nurcularca pek anlaşılamamıştır... adnan oktar ve kedicikleri de fetö de asya grubu da menzil ve ismailağa ile süleymancılar ve de ömer öngütün cemaati de bu sır ve hikmete vakıf olamamıştır... ki ancak ashab ı kehf uykusunda olan ve 4 kapı 40 makam sultanımız Mehdi Kızılbaşbuğtürk ile uyanacak olan Alevi Mehdioğulları bilecektir... ve bu çok yaklaştı ki en fazla 2027 ye sarkar ama mutlak bu gerçeğe herkes uyanır nihayetinde... yahudiler mesih konusunda hata etti şek ve şüphe ile helak oldu ve ama aleviler mehdi konusunda bu hataya düşmeyeceklerdir... iman alevide para yahudide... bunu tüm ümmet i muhammed bilecek ki kutsal aile ehlibet ise lain aile malum yahudi ailelerdir... ve ümmetin kurtuluş gemisi ehlibeyttir mavi marmara ve sumud filosu değildir... 1.israil hayber ise 2.hayber israildir ki birincisinin hakkından haydar geldi ikincisinin hakkından haydarın oğlu Muhammed Mehdi ibn i hanefiyye neslinden Mehdi Kızılbaşbuğtürk gelecektir... bir türk dünyaya bedeldir o türk mehdi Kızılbaşbuğtürk... cümle sırlar bize ayan bizde faş olmuştur vesselam ı darüsselam huu ekber... ??

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum