ATATÜRK’ÜN DİN ANLAYIŞI VE GERİCİLERİN YALANLARI
13 Haziran 2026, Cumartesi 23:37Din üzerinden çıkar sağlayan çevreler, özellikle de tarikat ve Cemaatçı olanlar, Atatürk hakkında olmadık yalan ve iftiralarda bulunmaya devam ediyorlar.
Bu yalan ve iftiraların bilinç düzeyi düşük kesimlerde etkili olduğuna da şahit olmaktayız. Zira bu tarikat mensupları, hem tarih hem de din konusunda yeterli bilgiye sahip olmayan bu kesimleri hedef kitlesi olarak seçiyorlar.
İnsanların dini inançlarını da istismar eden bu çevreler, hedef ve amaçlarına ulaşmak için Atatürk hakkında her türlü yalan ve iftiralara başvuruyorlar. Bu kesimlerin yalan ve iftiralarından bazıları şunlar:
1-Atatürk dinsizdi. Bu nedenle de din düşmanlığı yapmıştır.
2-Atatürk Halifeliği din düşmanı olduğu için kaldırmıştır.
3-Atatürk saltanatı Osmanlı devletine karşı olduğu için kaldırmıştır.
4-Atatürk içkici ve ayyaştı.
5-Atatürk heykelleri putperestliktir.
6-Atatürk Selanikli bir Yahudi dönmesidir.
7-Atatürk alfabe devrimi ile halkı bir gecede cahil bırakmıştır.
8-Atatürk kılık kıyafet devrimi ile kültürümüzü yok etmiştir.
9-Atatürk Kur’an’ın Türkçe çevirisini yaptırarak dine zarar vermiştir.
10-Atatürk laikliği getirerek, toplumu dinsizleştirmiştir.
Bu gerici çevreler, bu iğrenç yalan ve iftiralarını hergün tekrar etmektedirler. Öyle ki, adeta insanların beyinlerine kazımaktadırlar. Son yıllarda meydanı boş bulan bu çevreler, faaliyetlerine pervasız bir şekilde devam etmektedirler. Yalan ve iftiraların temelinde, Atatürk ilke ve devrimlerine karşı besledikleri kin ve nefret yatmaktadır.
Bu yalan ve iftiraların bazılarına daha önceki makalelerimizde cevap vermiştik. Bugünkü makalemizde, gericilerin (irticacıların) Atatürk’ün “din düşmanı” olduğu iftiralarına Atatürk’ün kendi sözleri ve yaptıkları ile cevap vereceğiz.
Gericilerin din üzerinden Atatürk’e saldırmalarının esas nedeni; din tüccarlarının halk üzerindeki etkisinin kırılması ve nemalarının kesilmesidir. Zira bu din tüccarları, cumhuriyet öncesinde hiçbir emek sarf etmeden devlet kaynaklarından besleniyordu. Padişahların ve sadrazamların koruması ve desteği ile ekonomik ve siyasi bir güce ulaşmışlardı.
Cumhuriyetle birlikte bu imkanlardan yoksun kalan bu gerici çevreler, halkın dini duygularını istismar ederek, eski imtiyazlarına tekrar kavuşmak istiyorlardı. Atatürk de bu durumu daha önce görüp yaşadığı için, bu çevreleri çok iyi tanıyordu. İstismarcıların emellerine ulaşmalarını engellemek için halkı aydınlatma görevini yerine getirmesi amacıyla Diyanet İşleri Başkanlığını kurmuştu.
Diyanet İşleri Başkanlığı bu görevi 1980’li yıllara kadar büyük ölçüde başarılı bir şekilde götürdü. Ancak, 12 Eylül 1980 asker darbesinden sonra, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görevlerini tarikat ve cemaatler üstlendi. Siyasi iktidarlar bu çevrelere şirin görünmek için bunlara alan açtılar. Özellikle de dini siyasete alet edenlere ceza verilmesini öngören Türk Ceza Kanunun 163. maddesinin Turgut Özal hükümeti tarafından 1991’de kaldırılmasından sonra, örgütlenme faaliyetlerine hız verdiler.
İşte bu tarihten sonra tarikat ve cemaatler yasal olarak hızla örgütlendiler. Daha önce gizli olarak yaptıkları propaganda ve örgütlenmelerini açıktan yapmaya başladılar. Atatürk hakkındaki yalan ve iftiralarını da artık gizlemeye gerek görmüyorlardı. Öyle pervasızlaştılar ki, Atatürk heykellerine balta ile saldırma cesaretini bile gösterebiliyorlardı.
Bir Osmanlı subayı olan Atatürk bu tarikat ve cemaatleri çok iyi tanıyordu. Bunları, toplumun gelişmesi önünde bir engel olarak görüyordu. Bu çevrelerin aynı zamanda yabancı istihbarat örgütleri ile ilişkilerini de biliyordu. Zira be çevreler Kurtuluş savaşı sırasında saltanatçılarla birlikte İngiliz emperyalistlerinin çıkarları doğrultusunda hizmet etmişlerdi.
Atatürk bu çevrelerin toplum üzerindeki etkisini kırmak ve halkı aydınlatmak için, din konusunda çok sayıda konuşmalar yapmıştır.
Atatürk’ün din ile ilgili sözlerine BELLETEN dergisinde “Atatürk İlkeleri” adlı makalesinde yer veren Prof. Dr. Yaşar Yücel şunları yazmaktadır:
“Atatürk’e göre “Laiklik” yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyetini tekeffül etmektir. Hiç şüphe yok ki bu tanımlaması ile Atatürk, din ve dünya işlerinin birbirinden ayrılması, yani toplum ve devlet olarak, dini kural ve ilkelerini dünya işlerine karıştırılmamasını amaçlamaktadır. Yani bu tanımlaması ile O, bütün yurttaşların, vicdanlarının emrettiği şekilde dine karşı durumlarını kararlaştırmakta serbest olmaları gerektiğini ve devletin de bu hak ve özgürlükleri koruyacak, yürütecek güvenceyi getirmesi ve uygulamasının zorunluluğunu anlatmak istemektedir. “
Prof. Dr. Yaşar Yücel, Atatürk’ün din hakkındaki sözlerini ise şöyle aktarmaktadır:
“Bizim dinimiz en mâkul ve en tabiî bir dîndir. Ve ancak bundan dolayıdır ki, son din olmuştur. Bir dinin tabiî olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. Müslümanların toplumsal hayatında, hiç kimsenin özel bir sınıf halinde mevcudiyetini muhafazaya hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler, dinî emirlere uygun harekette bulunmuş olmazlar. Bizde ruhbanlık sınıfı yoktur. Hepimiz eşitiz ve dinimizin hükümlerini eşit olarak öğrenmeye mecburuz. Her fert dinini, din duygusunu imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır….”
“Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası vardır ki, din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir. Dinden maddî çıkar temin edenler, iğrenç kimselerdir”.
“… Bizim dinimiz, milletimize değersiz, miskin ve aşağı olmayı tavsiye etmez. Aksine Allah da, Peygamber de, insanların ve milletlerin değer ve şerefini muhafaza etmelerini emrediyor…”
Atatürk’ün din ile ilgili yukarıdaki sözlerinin dinsizlikle bir ilgisi var mıdır? Tam tersine, dinsiz millet olamayacağını, İslam dininin akla, mantığa ve fenne uygun olması nedeniyle son din olduğunu belirtmektedir. Atatürk din adamlarına değil, dini istismar eden çıkarcılara karşı çıkmaktadır. Dine karşı olan bir lider, halkın aydınlanması ve din hizmetlerinin görülmesi için Diyanet İşleri Başkanlığını kurar mı?
İslam dininde ruhban sınıfı olmadığını da belirten Atatürk, tarikat ve cemaaat şeyhlerinin bir ruhban sınıfı oluşturmayı amaçlamaları nedeniyle, bunlar hakkında “iğrenç kimselerdir” demektedir.
İşte din üzerinden çıkar sağlayanlar bu nedenle Atatürk’ü sevmezler. Bu nedenle onun hakkında olmadık yalan ve iftiralara başvurmaktadırlar. Zira Atatürk, emperyalistlerle her daim işbirliği içinde olan bu gerici ve yobazların saltanatlarına son verdiği için hedef alınmaktadır. Bütün yalan ve iftiraların nedeni de buradan kaynaklanmaktadır.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum