İstanbul
20 Temmuz, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

BİLİM DAMLALARI ON ÜÇ

11 Temmuz 2026, Cumartesi 10:59

                 E L E K T R İ Ğ İ N   K E Ş F İ     

 

Alıştığımız üzere bazı önemli olaylar dizisini tekrar yazalım;

 

1803- yılında “Thomas YOUNG”  çifte yarık deneyi ile ışığın bir dalga gibi davrandığını yaptığı o deneyle gösterdi.

 

1820- yılında “Hans Christien QUSTED “ elektrik ile manyetizma arasında bağı gösterdi.

 

1831- yılında “ Micheal FARADAY “ ise değişen bir manyetik alanın bir elektrik alanı yaratacağını gösterdi.

 

1900- yılında ise Max PLANCK “ ışığın dalga paketlerinden (kuantumlardan ) oluşmuş olabileceğini ileri sürdü.

 

1905-yılında ise “Albert EİNSTEİN “ bugün ‘foton ‘ olarak bilinen ışık kuantumlarının gerçek olduğunu deneysel olarak kanıtladı.

 

1950 -larda ise “Richard FEYNMANN” ve diğer bilim insanları ışığın davranışını açıklayabilmek için “kuantum elektrodinamiği “ ni geliştirdi.

 

                                            Bugünkü konu daha önceki yazılanların devamı niteliğinde olup ışık ve manyetizma ilişkisi meselesi üzerinedir.Aslında konu hakkında en önemli sonuç vermesi beklenen girişimi “FARADAY “ yapmıştı (elbette çok öncesinden Newton’nun ilk büyük katskısı unutulmazdır ancak o konu biraz farklılık  arzeder. Ayrıca YOUNG’un “çifte yarık “deneyi de çok önemlidir bu deney  ile ışığın bir dalga gibi davrandığı gözlenmiştir ancak bu durum işlerin daha da karışmasına yol açıyordu belki FARADAY ‘ın gözlemi doğru anlaşılsa ve üzerinde durulsa   daha ileri adım atılanirdi ancak bu olmamıştır ayrıca aynı kişi bu konu üzerinde 20 yıl kafa yormuştu ! )

  

Burada bir ek bilgiyi de verelim ki olay daha doğru şekilde anlaşılsın. Işık,normalde farklı dalga boyları ve frekanslarının karmasıdır. Basitten zora gidelim. Işık (fotonlar) bir saniyede belli oranda ki sıklıkta hareket eder (salınır) ayrıca oluşan bu dalgalar arasında ki mesafeye göre yani dalga boyuna göre de farklılık gösterir.Toplam hız (yaklaşık saniyede 300.000 km/sn. hiç değişmez, elbette boşlukta, yoksa kırılma indisi farklı bir alana girdiğinde durum değişir ve ışık tayfı denilen renk aralıkları oluşur)  hız hiç değişmediğinden bir ışığın enerjisi frekansı ile dalga boyunun çarpımına eşittir buradan da kolaylıkla frekansın sıklaşması ile enerjisinin artacağını ve dalga boyları arasında ki mesafenin düşeceği anlaşılır.

Görünen ışık dediğimiz aslında elektromanyetiğin yaklaşık olarak   tayfın  orta kısmında yer alır ve kabaca 400 ila 800 nanometre  arasındaki bölgedir. Bu bölgenin sağ tarafına gidildikçe ışığın frekansı artar ve insan gözü en son sadece mor renkleri algılayabilir daha ötesi ise “morötesi “ olarak adlandırılır ve “x ışınları “ daha ötesi ise “gama ışınları “ olarak adlandırılır bu son saydıklarımız bütün canlılar için ölümcüldür. Dünyada ki yaşamda buna göre evrim geçirmiştir çünkü atmosfer ve manyetosfer bu ışınların girmesine engel teşkil eder elbette özellikle  “Ozon  Tabakası”  diğer tarafa gidildikçe ise ışığın dalga boyu çok uzamaya başlar. İnsan gözünün renk olarak gördüğü buradaki son ışık alanı kırmızıdır. Kırmızının ötesi ise “KIZIL ÖTESİ “  olarak adlandırılır ve bunun daha ilerisi değişik radyo dalgalarına karşılık gelir. Radyo dalgalarını biz insanlar ,algılayan bir organ geliştiremediğimiz için bu alana karşı körüzdür. Fakat bu dalga boyunu bizim duyu organlarımıza dönüştüren aygıtlar (radyo cihazı,radar,TV ) geliştirmeyi de başardık.

Yukarıdaki konuyu bu bilgiler ışığında tekrar gözden geçirirsek ; FARADAY ‘ın buluşunun önemi anlaşılır. Nasıl “mercek,Lup” dediğimiz mercekler ışığı bir noktaya sıkıştırıyorsa (bu optik konusuna giriyor ) ve sonuçta hem gözlediğimiz cisimlerin görüntüsü büyüyorsa aynı zamanda ışığın da enerjisinin artarak bazı maddeleri yakabildiğini (özellikle siyah renkliler çünkü bir cismin siyah görünmesinin nedeni gelen ışık fotonlarının ne kadar çok yutulduğu (absorbe) edildiği ile ilgilidir bu durumda bir noktada enerji birikimi yanmaya bile sebep olur.) biliyoruz İşte bu ışığın belli dalga boylarına manyetik alana sokan FARADAY ilginç bir gözlemde bulunarak ışığında manyetizmadan etkilendiğini fark etmişti. Bu olguyu daha sonra A.Einstein'ın yıldızların (veya kara deliklerin ve gökadalarının) ışığın bükülmesine sebep olduğunu açıklamasına benzetilebilir (bu sonuçtan dolayı kendisi ödül alıp dünya çapında şöhrete ulaşmıştır) Fakat  Faraday yeterli matematik bilgisine sahip olmadığı için bu bilgileri yazı ile teorize  edebilmiş ancak matematiksel formüle dökememiştir işte bu düzeltmeyi yapan kişi MAXWELL olmuştur.

MAXWELL'in bu formülleri yüzyılın en önemli buluşudur ve pek çok alanda kullanım olanakları yaratmıştır.

FARADAY'ın deneyleri ile bir mıknatısın etrafında kuvvet alanları oluştuğunu açıkça görebiliyorduk çünkü bu bölgeye manyetizmadan duyarlı demir  tozları döküldüğünde bu alan açık şekilde belli oluyordu ancak maslında bu kuvvet görülemiyordu. Fakat bu kuvvet içinde iletken (bakır, gümüş, demir vb.) hareket ettirilirse bu seferde bu kuvvet içinde akan bir elektrik akımı oluşuyordu (elektrik) Bu elektriğin gücü manyetik alanın gücüne ve iletkenin hızına bağlı olarak (başka faktörlerde var iletkenin uzunluğu-kalınlığı ve niteliği gibi) artıyordu artık insanlık yepyeni bir enerjiye sahip oluyordu bunun önemi hep baki kalacaktır.

 

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum