BİR ON İKİ EYLÜL HİKAYESİ İKİ
08 Ağustos 2026, Cumartesi 15:14Birinci bölümde yazmıştım , darbe günü hiç beklenmedik şekilde görevlendirilmiş ve bu işlemin sonucunda da sıradan olmayan olaylar içinde bulunmak zorunda kalmıştım.
Elbette aradan çok zaman geçti bazı anılar birbirini etkileyebilir ancak sanırım olayın özü değişmeyecektir. Edirne diğer illerden epeyce farklı idi bir kere bu yörenin insanı daha anlayış sınırları geniş hatta biraz daha batı yaşantısının etkisinde idiler burada darbe öncesinde bir genç kız gece yarısı sokakta sorun olmadan gezebilirdi bu hoşgörü benim doğduğum yerde ne yazık ki yoktu.Ülkede yaygın olan terör veya sağ sol çatışması dışarıdan bakıldığında burada da var gibi görünmesine karşın aslında bu tip olaylarda il dışından gelen insanlar arasında olmakta idi.
Birkaç olay hatırlıyorum ; bir tanesi nereden atıldığı belli olmayan bir kurşunla bir kişi sanırım öldürülmüştü o zaman bize söylenen Ülkü Ocaklarından ateş edildiği olmuştu fakat gerçeği bilmek çok zor. Kendi şahit olduğum birkaç olay var , orduevi karşısında bir grup insanın aşağıya baktığını görmüş ve oraya yönelmiştim. Yolun en dış kısmında korkuluklar vardı ve aşağısı ile olan derinlik garaja doğru gittikçe artıyordu ,benim vardığımda yaklaşık üç metre kadar yukarıdan iki tane devasa kişinin çok şiddetli kavgaya girdiğini gördüm ,seyreden çok olmasına karşın kimse karışmıyordu içim el vermedi yandaki merdivenlerden hızla aşağıya indim tam zamanı idi çünkü birisi yere düşmüş diğeri ele geçirdiği büyük bir taşı ( tuğla da olabilir) adamın kafasına indirmek üzere iken elini havada yakaladım. Fırsatını bulan alttaki kişi hemen kaçmaya başladı bunun üzerine diğer kişi bana bir yumruk vurdu ,cevap vermedim zaten benden epeyce iriydi ve çok sinirli görünüyordu. Öbür adam kaçıp gitti diğeri bana bir daha baktı şimdi hatırlamıyorum fakat pek de nazik laf etmemişti. Yine sessiz kaldım bir daha konuşunca “seni katil olmaktan korudum “ benzeri birşeyler geveledim …Sonunda adam bana açıldı ,kaçan kişi polis imiş ve kendisine karakolda işkence yapmış ,kendisi de solcu imiş falan. Kendimi tanıttım biraz daha sohbet ettik sonra ayrılıp gitti fakat aslında kendisine iyilik yaptığımı da kavramıştı. Olayı seyredenler film bitti hüznü ile uzaklaştılar.
Edirne’de de solun bariz üstünlüğü mevcuttu.İnsanların çoğu CHP li görünüyordu sağ görüşlüler genellikle iç anadolu ve Adana civarından gelenlerden oluşuyordu. Sanırım 1997 nin son aylarında şehrin merkezindeki TÖB-DER binası havaya uçuruldu aynı günlerde beraber olduğum kişilerin evine rastgele ateş açıldı .Kışlada zaten durumum bozulmaya başlamıştı birde sivil hayatta da işler karışmaya başlamıştı kısacası durum iyiye gitmiyordu.
Bu sıralarda çok ilginç bir kişi ile tanıştım ,kendisi İç Anadoludan gelmişti sanırım Niğde ama emin değilim. Buranın Ülkü Ocakları başkanının kardeşi imiş ancak bazı kötü olaylara karışınca vicdanı rahatsız olmuş ve o ilden kaçmış. Tanışmamızın detayını yazmayacağım ancak bir süre sonra dostluğumuz ilerleyince bana çok özel bilgiler vermeye başladı. Ne yapacaktım ki ! Anlattığı olaylar bana değil polise ve ya savcıya anlatması gerekiyordu fakat kimliğinin açığa çıkmasını istemiyordu….Uzatmıyayım bir gün bana “Mehmet Ali AĞCA “ nın Edirne’de olduğunu söyledi. Kaldığı yerde İmam Hatip Okulunun yakınındaki bir ev imiş. Adam o sıralarda çok meşhurdu , Milliyet Gazetesi baş yazarını vurmuştu ,her nasılsa cezaevinden kaçmış ve Edirne’de bulunuyordu. Ne yapacaktık? Sonunda beş altı kişi silahlı olarak eve girmeyi düşündük tam girişimde bulunacaktık ki aynı kişiden haber geldi adam yurt dışına kaçmıştı.Sonrasını herkes biliyor önce Bulgaristan sonra İtalya ve daha sonra Papayı vurdu …
Aradan bir süre geçince yine başım belaya bulaştı. Kışlada sıradan bir gündü bölük komutanı ile konuşuyordum bir er geldi fakat gelen bizim taburdan değildi Nizamiyeden geliyordu. Yüzbaşıdan izin alıp bana bir kız arkadaşının ziyarete geldiğini söyledi. Bizim yüzbaşı gülerek “hadi izinlisin “ dedi sanırım aklına gençliği gelmişti.
Nizamiyeye merak içinde vardım “kimdi bu kız ?” İçeriden biri hızla çıktı ve bana sarıldı kulağıma da “çaktırma!” lafını çıtlattı.
Eh, çaktırmadım beraber dışarı çıktık.Eve varıncaya kadar konuşmadı. Sonra acaip tutarsız bir şeyler anlattı ,anladığım kız militan bir solcu. Ancak bizden biri de değil…Kim olabilir ! Sorduğum soruları çok iyi geçiştiriyor sözde birkaç gün saklanması gerekiyormuş İstanbul’dan bir arkadaşı benden bahsetmiş ve bana gelmiş miş .
Kızın saklanma isteği bende başka bir fikir verdi ,Süloğlunda ( Edirne’ye bağlı ve askeri birliklerin olduğu yer) bir arkadaşım var ve güvenilir biri . Süloğlu gizlenmeye daha müsait ayrıca kafamda ayrı bir plan var. Her neyse kızı arkadaşa teslim ettim gizlice çok dikkatli olmasını da tembih ettim. İlk tatil günü kızı pikniğe götürmesini ve evin ikinci anahtarınıda belirlediğimiz yere koymasını ayrıca kızın hiç yanından ayırmadığı çantasını da evde bırakmasın sağlamasını istedim. Neticede o gün gidip eve girdim ve kızın çantasını elden geçirdim ,beklediğim gibi orjinal kimliği de çantada idi. Kimliği alıp bir fotoğrafçıya gittim ( o yıllarda fotokopi yok ,cep telefonu yok ) eski usül fotoğrafın fotoğrafını çektirdim. Tekrar eve gidip çantayı aldığım şekilde bıraktım ,şimdi artık kimliğini öğrenebilir dik. Öyle de oldu. İstanbul’a giden fotoğrafın cevabı çabuk geldi. Kız Dev-Sol grubundanmış amacı da beni örgüte yaklaştırmakmış …Bu olayın asıl faili ise o kadar yardımcı olduğum bir devre arkadaşım. Kendisi piyade olduğu için İstanbul’da idi ( sınıf okulunda iken) bir haber geldi piyade okulundan sanırım üç kişi atılmış bizden yardım etmemizi istiyorlar. İş başa düşmüştü , sorduk soruşturduk sonunda Uğur Mumcu da karar kıldık. Resmi kıyafetle o zamanlardaki ofisine gittim. Kendisine durumu anlatıp arkadaşların savunmasını alabilir misiniz diye sordum. Kabul etti sırada sıkıntılı olan para meselesi vardı nihayetinde öğrenci idik elimde kısıtlı miktar vardı konuyu açınca güldü “sizden para almam “ dedi oh be!
O sene bizimkiler davayı kazandı ertesi yıl tekrar okula devam ettiler aradan üç beş ay geçmişti ki bahsettiğim devre arkadaşım tekrar okuldan atılmış ,sorup soruşturunca elinde çekiç ile Atatürk heykeline saldırmış ve görevli birinede çekiçle vurmuş . Ee artık bu işin savunusu olamazdı ,elbette bu sefer yardımcı olmadık. Bu arkadaşla çok yıllar sonra yine Ankara’da karşılaştık artık sivildi biraz sohbet edip ayrıldık ,hata yaptığını söylüyordu. Neticede bize gelen kızı da o göndermiş zaten kızın çantasında bizzat benim yaptığım bir liste bulmuştum. Bu kişiyi kazanırsanız çok sayıda kişiye de kazanırsınız demiş. Velhasılı olay iyice belli olunca açıkça konuştum durumu anlayınca baktı ki herşey ortada bizden ayrıldı ,bu belayı biraz ucuz atlatmıştık.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum