FETÖ, CAN DÜNDAR VE ALEVİLER
09 Nisan 2026, Perşembe 22:23FETÖ terör örgütünün Alevilere yönelik faaliyetlerini daha yakından anlamak için, eski bir yazımı paylaşıyorum.
FETÖ’nün finanse ettiği “Yolcu” adlı belgesel filmi şimdilerde Berlin’de firari olarak yaşayan Can Dündar hazırlarken, Kalan Müzik şirketinin Tunceli/Alevi kökenli sahibi Hasan Saltık da piyasaya sürülmesini üstlenmişti.
İşte, o yazım:
Yıllardır, dedikodusu yapılan, neredeyse şehir efsanesine dönüşen Said Nursi Belgeseli nihayet yayınlandı. “Yolcu” adı altında yayınlanan belgeselin DVD’sini, aynı zamanda Grup Yorum’un da yayıncısı olan Kalan Müzik şirketinin çıkarmasının ilginçliği bir yana, meraklı gözler çok arasa da, ne “yönetmen” ve ne de “yapımcı” bölümünde Can Dündar’ın ismini göremediler.
Önce, tarihi biraz geriye, 14 Ağustos 2005’e saralım ve elimize Zaman gazetesinin “Turkuaz” Pazar ekini alalım. O da ne? Can Dündar tamı tamına bir “Said Nursi Belgeseli çekmek”ten söz ediyor.
Salih Zengin’in yaptığı söyleşinin ilgili bölümlerini önce aktaralım ki, sadece belgeselin değil, “duruş”ların da, zaman içerisinde yaşadığı yolculukları, hep beraber konuşabilelim:
“Hangi belgesel üzerine çalışıyorsunuz?
Neşet Ertaş belgeseli montaj aşamasında. Mülkiye belgeselini bitirmek üzereyiz. Bu kadar Atatürk lafı edilen bir ülkede Atatürk belgeseli bile henüz yapılamadı. Said-i Nursi üzerine bir teklif var, ona da çalışıyoruz.
Bediüzzaman‘ın sizin için belgesel değeri taşıyan özelliği nedir?
Ayrıntıları çok tartışmak istemem; ama İslam’ı ele alış biçimi ideolojik olarak beni ilgilendirdi. Medreseden esarete uzanan bir hayatı var, dünyanın neresine gitseniz bu bir belgesel konusudur. Bakıyorsunuz hem I. Meclis‘te var, hem padişahın yanında hem de Adnan Menderes ve askerî dönemde var. Görüşlerini yayış biçimi de önemli. Bugünün internet koşullarında gerçekleştirilebilecek bir şeyi o dönemin zor şartları içinde yapmış birisi. Birçok açıdan bugüne kadar çoktan yapılması gereken bir belgesel. Düşünce sistematiğini anlamak için çok şey okumak lazım. Yazılarına kapandığın zaman da sizi çok ayrı dünyalara götürüyor. Öte yandan ne yaşadığını anlamak için de çok az belge var. Bir yanda onu baş tacı edenler, bir yanda nefret edenler var. Bugünün siyasetine ciddi yansımaları olan birisi. Onu gerçekten yaşadığıyla anlattığınız zaman „vay canına“ dedirtiyor. Kaç kişi onun Meclis‘te konuştuğunu, Atatürk‘le diyaloglarını bilebilir ki? Bugünün Türkiye‘sinde ona inanan insanlar ve devam eden bir gelenek var. Bu açılardan çok etkileri olacağına inanıyorum, yeter ki hakkıyla yapalım.
Belgesel şu an hangi aşamada?
Bir yıldır görüşüyoruz. Bir ay öncesinde Mardin, Siirt, Urfa ve Van bölgelerini gezdik, mekanları gördük, kabaca çekimlerini yaptık. Doğrusu, bunu yapmayı çok arzu ediyordum. Türkiye‘nin tarihinde önemli bir isim. Fakat efsane ve tevatür çok. Onları ayıklayıp gerçeğe ulaşmada sorunumuz var. Biz de kendi araştırmamızı yapıp kendi gözlemimizi de ortaya koyalım istedik. İlk elden tanıklara ulaşmaya çalışıyoruz. Yaptığımız zaman dört başı mamur, belgeye dayanan bir belgesel olacak.
Elinizdeki fiziki şartlarla, Bediüzzaman‘ın yaşadığı metafizik halleri nasıl aktarmayı düşünüyorsunuz?
Biyografi yanını ön plana çıkarmaya gayret ediyorum. Ne yaşadığını anlatıp, düşünce sistematiğini, söylediklerini uzmanların da yardımıyla hayat hikayesinin içine yerleştirmeyi amaçlıyorum. Biz burada daha çok yaşadıklarını anlatmak derdindeyiz. Mezarının açıldığı gün orada olan gazeteciden tutun da ölürken başındaki insanın tanıklığına başvurarak gerçek anlamda ne yaşadığını fotoğraflamaya gayret ediyoruz. Biyografide ciddi bir yol aldık. Önümüzdeki yıl hazır olur, biter.”
SAİD NURSİ BELGESELİNİN FİNANSÖRÜ KİM?
Görüldüğü gibi, Can Dündar Said Nursi belgeselini bir “iş” olarak aldığını açıkça ifade ediyor: “Said-i Nursi üzerine bir teklif var, ona da çalışıyoruz.”
Aynı görüşü, Can Dündar’ın çalışma arkadaşlarından Cemalettin Canlı da, Yeni Asya gazetesi ile yaptığı ve 23.03.2010 tarihinde yayınlanan görüşmesinde ifade ediyor: “Başlangıçta bizim için bir işti…”
Dolayısıyla, mantıklı olmaya çalışırsak, ortada bir “iş” varsa ve “iş alan” belli ise, o halde, bir de “iş veren” vardır.
Ancak, “iş” bu noktaya gelince Can Dündar da, “çalışma arkadaşları” da doğru yanıtı vermekte “ketum” davranıyorlar.
6 yıldan uzun bir çalışma süresini kapsayan, içinde birçok yabancı ülkenin de bulunduğu, on binlerce kilometre yol kat edilen, binlerce sayfa belgenin incelenmesini gerektiren bir belgeseli, herhangi bir “ön finansman” olmadan, Can Dündar’ın “kendi cebinden” karşılamış olabileceği eşyanın doğasına aykırı bir durum.
Gerçi, Can Dündar ve çalışma arkadaşları tam olarak bunu da ifade ediyor, değiller. Belgeselin finansmanı konusunda Can Dündar ve çalışma arkadaşları net bilgi vermekten kaçınıyorlar.
Süperpoligon sitesi 2006 yılında Can Dündar’ın “cemaatle anlaştığını” ve Said Nursi belgeseli hazırlamaya başladığını duyurduğunda, Can Dündar, bunu inkar etmemiş ama, 22.09.2006 yılında kendi sitesinde de yayınladığı şu yanıtla “düzeltme” yoluna gitmişti:
“Doğrusu şudur:
5 yıldır “Lanetliler Bahçesi” adıyla bir dizi hazırlığındayım.
Türkiye’nin “Hain” diye karalanmış ya da lanetlenmiş isimlerinin hayat öykülerini, hangi görüşten olduğuna bakmaksızın ekrana getirmek azmindeyim.
Çerkez Ethem’den Enver Paşa’ya, Vahdettin’den Bediüzzaman’a kadar uzanan geniş bir listeyle yola çıktık. Nazım Hikmet belgeselleştirdiğimiz ilk isimdi. Ardından Said Nursi hazırlığına giriştik.
Yani “sipariş” yok. Tersine biz talepkar olduk.
Çok iyi bir ekiple 1,5 yıldır çalışıyoruz.
Hiçbir kanal böyle “lanetli” bir projeye destek olmaya cesaret edemediği için ve biz de cemaatten maddi destek alıp bağımlı olmak istemediğimiz için belgesel hazırlığını kendi olanaklarımızla ve konunun taraflarının bilgi-belge-teknik desteğiyle sürdürüyoruz.
Belgeselin bu kadar gecikmesi de ondan...
Hem Said Nursi yandaşlarının, hem karşıtlarının görüşlerinin birlikte yeralacağı belgeselin çok yakında yayına hazır olacağını ve her iki kesimi de şaşırtacağını şimdiden duyurmuş olayım.
Bu vesileyle çalışmamızı tanıtma imkanı sunduğunuz için teşekkür ederim.
Dilerim haberinize yorum yazan arkadaşlar da, acele ve peşin hükmün sakıncalarını fark etmişlerdir.”
FİNANSÖRÜN FETÖ OLDUĞUNU KENDİLERİ DE AÇIKLADI!
“Cemaate yakın” bir kişi olan, Bugün gazetesi yazarı Nuh Gönültaş, “cemaat tarafından projelendirilen” belgesel için Can Dündar’ın seçilmiş olmasını hemen bir gün sonra şöyle yorumlamış: “Filmi sistem içinde legal birine çektirerek Bediüzzaman’ın sistem açısından legalize olmasına katkı sağlamak isteniyor olabilir. Can Dündar çeşitli Atatürk belgesellerini de çekmiş biri olarak Bediüzzaman Belgeseli’ni de çekerse gaye hasıl olmuş olur. Burada asıl sorulması gereken soru, “Niçin Can Dündar?” değil, Can Dündar böyle bir projeye niçin imza atıyor, olmalı?” (Bugün, 23.09.2006)
Can Dündar’ın Said Nursi belgeseli projesi üzerine çalıştığının medyaya yansımasının ardından en sert yorum Akşam gazetesi yazarı Oray Eğin’den gelmişti.
Oray Eğin, “Mustafa” filmi üzerine süren tartışmalar esnasında şunları yazmıştı: “Biliyorsunuz değil mi Can Dündar, Said-i Nursi belgeseli üzerinde çalışıyor bir süredir. Yani Fethullah Gülen cemaatine göz kırpıyor, kendini buraya entegre ederek oradan rant toplayacak.
E gerçek bir Atatürkçü film de bunun önünü keserdi.
Ancak kendisi o kadar paragöz ki hem laiklerin hem de Fethullahçılardan parsayı toplama amacıyla yola çıktı... Yazık ki yüzüne gözüne de bulaştırdı…
Laikler filmi beğenmedi, sponsorlarla çevirdiği oyun medyada aleyhine döndü, tüccarlığı ortaya çıktı...
Ve sonunda Can Dündar putu hak ettiği şekilde yıkılmaya başladı.“ (Akşam, 03.11.2008)
GRUP YORUM İLE SAİD NURSİ BELGESELİNİN YAPIMCISI AYNI KİŞİ!
Bir başka tuhaflık da, FETÖ’nün finanse ettiği hem kendileri ve hem de medyada pek çok kişinin dil getirdiği Said Nursi belgeselinin Hasan Saltık’ın sahibi olduğu Kalan Müzik etiketi ile piyasaya sürülmüş olması.
Tunceli kökenli, 1937/38 isyanı sonrasında mecburi iskan yasası ile Balıkesir’e yerleştirilen bir ailenin evladı ve 12 Eylül darbesini düzenleyen 5 orgeneralden birisi olan Haydar Saltık’ın yeğeni olan Hasan Saltık, müzik sektöründeki ününü Grup Yorum’un albümlerini çıkarmasına borçlu idi!
Kalan Müzik “Yolcu” belgeseli için yayınladığı tanıtım bildirisinde şu ifadelere yer vermiş: “Bazı insanların etkisi, kendilerinden uzun yaşar. Bediüzzaman Said Nursi onlardan biri...
3 bölümlük “Yolcu” belgeseli, onun peşinden katedilmiş 40 bin kilometre yolun, röportaj yapılan 100’ü aşkın tanığın, geniş bir ekibin 6 yıllık alışmasının ve Güneydoğu köylerinden Makedonya’ya, Suriye’den Volga kıyılarına dek uzanan bir coğrafyada araştırmamıza destek veren insanların ürünüdür.
Yönetmenliğini Yusuf Kenan Beysülen, metin yazarlığını Cemalettin Canlı, seslendirmesini Mahir Günşiray, yapımcılığını ise Kalan Müzik ve Karşı Film üstlendiği “Yolcu” belgeselinde sunulan belge, bilgi ve tanıkların Türkiye’de yeni ve sıcak gündem oluşturması bekleniyor.”
KARANLIKTA BIRAKILAN SORU: BELGESELİ KİM YÖNETTİ?
Evet, yayınlanan belgeselin sıcak bir gündem oluşturacağı açık. Ancak söz konusu “sıcak gündem” Can Dündar ismi etrafında oluşuyor ve oluşmaya da devam edecek.
Belgesel’in ne yapımcısı ve ne de yönetmeni olmadığı halde, tartışmaları niçin alevlendirecek, diye sorarsanız anlatalım: Belgesel’de yönetmen ve metin yazarı olarak adları olan arkadaşlar da çok “tanıdık”, ondan!
Yusuf Kenan Beysülen, Can Dündar’ın en az 10 yıldır beraber çalıştığı bir isim. Birçok belgeseli beraber çektiler. Recep Tayyip Erdoğan’ın belgeselinde de beraber çalıştılar!
Can Dündar, kendi sitesinde örneğin, 29.10.2003 tarihinde, Yusuf Kenan Beysülen ile birlikte Tarih Vakfı için bir belgesel çekmeye başlayacaklarını ilan etmiş: “Ayrıca Yusuf Kenan Beysülen ile, Tarih Vakfı için “Türkiye'de İnsan Hakları ve Sivil Toplum” belgeseline girişiyoruz.”
Daha sonraları da, örneğin, NTV için Can Dündar tarafından yapılan “Lider Portreleri” belgeselinde de beraber çalıştıklarını, bu kez Milliyet gazetesindeki köşesinde, 18 Temmuz 2007’de yine kendisi açıklamış: “NTV için hazırladığımız “Lider Portreleri”nin Recep Tayyip Erdoğan bölümü için araştırma yapan arkadaşımız Yusuf Kenan Beysülen’in ulaştığı imam hatip karnesi, Başbakan’ın vasat bir öğrenci olduğunu gösteriyor.”
Aynı şekilde, Can Dündar’ın yönetmenliğini yaptığı “O Gün” belgeselinde de Yusuf Kenan Beysülen ekip üyelerinden birisi olarak gösterilmiş.
Tabii, dikkatli gözlerin hemen fark edebileceği gibi, Yusuf Kenan Beysülen Can Dündar ile beraber çalıştığı tüm projelerde “araştırmacı” kimliği ile yer alırken, Said Nursi belgeseli “Yolcu”da araştırmacı ünvanını korumakla birlikte, yönetmenliğe terfi etmiş.
Bu durum, Can Dündar kendi ismini koyamadığı için mi, uzun yıllardır yol arkadaşlığı yaptığı Beysülen’in ismini yönetmen olarak yazdırdı, sorusunu gündeme getiriyor.
Aynı şekilde, araştırmacı ve metin yazarı olarak ismi geçen Cemalettin Canlı da, Can Dündar ekibinden! Cemalettin Canlı ismi, “Mustafa” filminde de oyuncu ve araştırmacı olarak yer almıştı.
Said Nursi belgeselinin yapımcılarından birisi olarak gözüken Cemalettin Canlı ile Yeni Asya gazetesi için konuşan Hüseyin Kemal, Can Dündar’ın belgeselle ilişkisi üzerine şunları yazmış: “Can Dündar, çekimine başladığı Said Nursî belgeseli için “Onun Meclis’te konuştuğunu, Atatürk’le diyaloglarını kim bilebilir ki? Bugünün Türkiye’sinde ona inanan insanlar ve devam eden bir gelenek var. Bu açılardan çok etkileri olacağına inanıyorum, yeter ki hakkıyla yapalım” diyordu Zaman gazetesindeki röportajında… Ne oldu bilinmez, ama geriye kalan iddialarla tartışılacak olan Can Dündar’ın projeden neden çekildiği. Belki de bunun cevabını kendisine bırakmak gerekir…” (Yeni Asya, 23.03.2010)
Öte yandan, Yusuf Kenan Beysülen de, Zaman gazetesi ile görüşmesinde şunları kaydetmiş: “1998 yılından beri yapmayı arzuladığımız bir çalışmaydı. Projeye Can Dündar’la başladık. Can Dündar projeden ayrılmak zorunda kaldı. NTV’de programa başladı. Mustafa projesi karşısına çıktı. Biz de “Sen içine giremiyorsun. Bu işi biz sürdürelim” dedik. Projeyi üstlendik.” (Zaman, 18.07.2010)
Yeni Asya yazarlarından Latif Salihoğlu, kamuoyunda Said Nursi ile birlikte anılmaya başlayan Can Dündar hakkında şöyle yazmış: “Tâ 2001 yılından beri bu belgesellerin üzerinde çalıştığı anlaşılan sayın Dündar'ın “çok yakında yayına hazır olacağı”nı söylediği tarihin üzerinden de iki seneden fazla bir zaman geçti.
Onun bahsetmiş olduğu “hem yandaşlarını, hem de karşıtlarını şaşırtacak” olan Said Nursî belgeseli, anlaşılan o ki, bilinmeyen bazı sebeplerle yayına bir türlü hazır hale getirilemedi.
Doğrusu, şu noktayı merak etmemek elde değil: Sahi, bu nasıl bir çalışmadır ki, bir türlü bitmek bilmiyor?
Acaba, kim yahut kimler bu çalışmanın önüne takoz koydu?
Bütün bu sorular, orta yerde duruyor.
Bunların cevabı verilir, yahut verilmez. O bizim sıkıntımız değil; bundan tâ iki sene evvel çıkıp da “Çok yakında yayına hazır olacak” diyenlerin sorunudur bu.
Ancak şu var ki: Dün de ifade ettiğimiz gibi, şayet bu çalışma da “Mustafa” belgeseli tarzında olacaksa ve Said Nursî'yi olduğu gibi tanıtmayacaksa, veyahut onu yanlış tanıtacaksa—ki, bu noktada ciddî kuşkular var–bu çalışmanın hiç yayınlanmamasını daha hayırlı bulduğumuzu ve yaşanan gecikmeleri de hayra yorduğumuzu bir kez daha ifade etmek istiyoruz.” (Yeni Asya, 01.11.2008)
Evet, dikkatli okurların fark edeceği gibi, Said Nursi belgeselinin başlangıç tarihi sürekli değişiyor. Ancak, konumuz bu değil.
Said Nursi belgeselini kim çekti?
Görünen o ki; Nurcu çevreler için, söz konusu belgeseli Can Dündar’ın çektiğine dair kuşku yok!
CAN DÜNDAR, BELGESEL İÇİN FETÖ’DEN PARA ALDI MI?
Said Nursi belgeselini hazırlayanlara baktığımızda tüm yapım, yaratım ve yönetim ekibinin Can Dündar’ın uzun yıllar beraber çalıştığı ekipten olduğu açıkça ortaya çıkıyor.
Bu durumda, Can Dündar’ın uzunca bir süredir öne sürülen iddiaları çürütmek için, epeyi sıkıntı çekeceğini öne sürmek, pek de mantıksız görünmüyor.
Bakalım, Can Dündar, Said Nursi belgeselinin kendi kontrolünde çekilip çekilmediği, çekildiyse, niçin isminin dışarıda tutulduğu hakkında ne diyecek?
Yukarıda alıntıladığımız Latif Salihoğlu’nun yazısından yaklaşık bir hafta sonra Hürriyet gazetesinden Ayşe Arman’ın, “Dubai’den gelip yaptığı” söyleşi bazı şifreleri kırabilir mi?
“Said-i Nursi belgeseli için Fethullah Gülen’den para mı aldınız?
- Hay Allah, ne feci laflar bunlar! Mümkün mü böyle bir şey? Benim yazılarıma bak, Fethullah Gülen-Amerikan ilişkisi üzerine en az on tane yazım vardır. Ayıplamaz mı insanlar? Bu soru bile ne kadar ağır geliyor. Elbette böyle bir şey yok.” (Hürriyet, 09.11.2008)
Madem ki, Nuh Gönültaş’ın da belirttiği üzere, “cemaat bir belgesel yaptırmaya karar vermiş”, bunun maliyetini de üstlenecek.
Bundan daha doğal ne olabilir?
Ancak, kendi kişisel konumuyla ilgili kaygılarla mı, yoksa başka bir saikle mi, anlaşılmaz bir şekilde Can Dündar, para aldığını reddetmekle de kalmıyor, üstüne de, Fethullah Gülen-ABD ilişkisine dair yazılar yazdığını belirtiyor.
Bence, şifreleri kıran cümleyi de tam burada “sarf” ediyor: “Ayıplamaz mı insanlar?”
Buradan, Can Dündar’ın ismi, daha 2008’in sonlarına kadar gündemde iken ve neredeyse montaj dahi bitmişken, bir anda isminin ortadan kalkmasının nedenine ulaşabilir miyiz?
Fethullah Gülen-Amerikan ilişkisinden söz ettiği için mi, Can Dündar ismini belgeselden çekmek zorunda kaldı?
Bu soruları ancak Can Dündar yanıtlayabilir.
Ancak, 29 Ocak 2016 tarihli Sabah gazetesinde yer alan bir haberden öğreniyoruz ki, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianameye göre “Bu belgesel için Dündar’ın FETÖ’nün vakfından ne kadar para aldığı bilinmiyor ama örgütün finanse ettiği filmin 1.4 milyon euro’ya mal olduğu belirtiliyor.”
ALEVİ KÖKENLİ YAPIMCININ ROLÜ NEDİR?
Öte yandan, uzun yıllar Grup Yorum’un yayıncısı olarak tanınan Kalan Müzik’in, kendi iş alanı olmamasına rağmen, Said Nursi belgeseli yayınlaması ise, müzik çevrelerinde şaşkınlıkla karşılandı.
Kalan Müzik şirketinin sahibinin Alevi kökenli olması ise, ilişkiler ağının karmaşıklığını ve karanlığını daha da derinleştiriyor.
Akşam gazetesi yazarlarından Tuğçe Tatari, Can Dündar’ın müziklerini yapması için götürdüğü teklifi Kalan Müzik şirketinin sahibi Hasan Saltık’ın reddettiğini yazmıştı.
Aradan geçen 1.5 yılda, şirket sahibinin teklifi kabul etmekle kalmayıp, iş alanı olmadığı halde, belgeseli DVD olarak yayınlamayı da üstlenmesini hangi gelişmeye borçluyuz, kestirmek güç.
Ancak, DVD’nin arka kapağında, belgeseli tanıtım amaçlı, şu cümlelere yer verilmiş: “Peygamberler şehri Urfa’da, Balıklıgöl’ün hemen yanında bir mezar yeri var. Buranın ortasında ise boş bir mezar. Bir yolcunun kabri burası. Yolculuğunu ölümünden sonra bile sürdürmüş bir yolcunun… Bu belgesel, işte o yolcunun uzun ve meşakkatli yol hikayesini anlatıyor…”
Evet, belgeselde bir yolculuk yapıldığı ve bir yolcunun olduğu kesin.
Ancak, yolun ve yolcunun kimliğini önümüzdeki günlerde daha açık seçik göreceğiz…
DİPNOT: Bu yazım Berfin Bahar dergisinin Ağustos 2010 tarihli 150. sayısında “YAYINLANAN SAİD NURSİ BELGESELİ CAN DÜNDAR’A MI AİT?” başlığı ile yayınlanmıştı. Çok küçük birkaç ekleme ve düzeltme yanında başlığını da bu yayın için değiştirdim. En güçlü oldukları dönemde dahi, FETÖ ile mücadeleden kaçmadığımızı ve halkımızı aydınlatmak için çabaladığımızı göstermesi açısından da önemli bir örnek olarak okurlarımla paylaşmayı gerekli gördüm.



Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum