İstanbul
25 Haziran, 2026, Perşembe
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

HÜSEYNÎ HAREKETİN FELSEFESİ -1

25 Haziran 2026, Perşembe 10:09

Hz. Hüseyin hem özgür bir insandır hem de dünya özgürlerinin imamıdır! Dolayısıyla onun ikinci doğum ayı olan Muharremi, tüm dünyadaki özgürce düşünüp özgürce yaşayanlara tebrik arz ediyorum.

Muharrem ayı ve özellikle de “aşura” günü, tüm tebrik ve kutlamaları hak etmiş bir aydır! Bununla birlikte Muharrem ayını ve aşura gününü, İmam Hüseyin’i ölmüş kabul eden “ölü İslam” ümmetine de başsağlığı olarak taziyelerimi sunuyorum!

Daha doğrusu; dünyadaki özgür insanları, Hüseyin gibi bir lidere sahip bulunmalarından dolayı kutluyorum! İmam Hüseyin’in o hareketinden dolayı kendilerine matem günleri oluşturan, ağlama meclisleri tertipleyen, yas alameti olan siyahlara bürünen, kendi elleri ya da ellerindeki zincirleriyle göğüs ve sırtlarını döven halk kesimine de baş sağlığı diliyorum!

Konuya bu giriş üzerinden bakar isek, diyebiliriz ki imam Hüseyin ile ilgili elimizde iki tür algı vardır (yani iki Hüseynimiz vardır!) Biri özgür ve aydın insanların Hüseyni, diğeri de normal halkın Hüseyni!

İlk önce özgür ve özgürlerin Hüseyni’ni anlamaya çalışacağız!

Hz. İsa Mesih bir sözünde şöyle der:

- “Allah’ın melekutunu ikinci kez doğmadan göremezsiniz!”

Yani Hz. İsa Mesih açısından bakıldığında; insan denilen bu varlığın insanlığının esası, “ikinci doğumdur” ve imam Hüseyin “aşura günü” gerçekten ikinci kez doğmuştur! Bu doğumu (şehadeti), ebedilik ve vicdanının yeniden doğmasıdır!

Aşura günü imam Hüseyin (as)’ın vicdanında, tüm dünyayı aydınlatacak bir “vicdan nuru” patlaması vuku buldu! Bundan dolayıdır ki, biz Müslümanlar, “aşura” ve “erbain” simgeleriyle; “insanlık”, “vicdan”, “özgürlük mücadelesi” ve “insani sıfatlarda” tüm dünyanın önüne geçtiğimizi söylüyor ve bununla da iftihar ediyoruz! Çünkü bizim dışımızda dünyadaki hiçbir inanç ve kültürün imam Hüseyin gibi bir “vicdan örneği” mevcut değildir!

Fakat insanlardan büyük çoğunluğu bundan gaflettedirler. Tabi ki biz burada “özgürlükçüler mi avam mı?” hangisi doğru ve hangisi yanlış, onun muhasebesini yapacak değiliz! Burada imam Hüseyin’in bu hareketiyle ilgili ilmi ve sosyolojik bir tahlilde bulunacağız! Ve yine her iki kesimin düşünce çehresini aşikâr etmeğe çalışacağız! Avam halka da aydın kesime de saygı ve sevgi çerçevesinde yaklaşacağız! Kısacası; biz burada, imam Hüseyin ile ilgili hem aydın hem de dindar kesimin görüşlerini aktarmaya çalışacağız!

Dindar avam ile akılcı aydınların sahip oldukları farklı kültür ve farklı zihni kapasitelerinden dolayı, tabi ki birbirinden farklı görüş ve düşünceleri de vardır ve bu da hayatın değişmez kuralıdır! Böyle bir yasayı iptal etmek de ne mümkündür ne de doğrudur! Yani avam kesimde “duygu”, aydın kesimde “akıl” hakimdir! Dolayısıyla hem duygular uğruna aklı iptal etmek hem de akıl uğruna duyguları yok etmek doğru değildir!

Nitekim akılcı aydınlardan kimileri, aklın uğruna tüm duygusal konuları reddedip atmaktalar! Böylece de tüm “Hüseyni şiarları” yok saymaktalar! Kısacası onlar, “ağlama”, “mersiye”, “siyah giyme” ve “ihsan vermeyi” inkardan gelmekteler!

Tabi ki tek başına akıl insanı ayakta tutamaz! Zira insan; akıl ve duygudan müteşekkildir! Dolayısıyla, tek başına akıl donuktur ve kalbi taşlaştırır!

Ben, aydın ve kültürlü kesimi o olaylarla birlikte, onun vuku bulmasından sonrasına da bakmaya davet ediyorum! Daha doğrusu, olayların vuku bulmasından sonra da bir görüş belirtmeleri gerektiğine inanıyorum! Nitekim kimi Batı toplulukları da o kadar akılcı olmalarına rağmen, insanın yalnızca akıldan ibaret olmadığını, akıl ile duygu ve değerlerden de müteşekkil bulunduğunu söylerler! Yani “akıl”; yalnızca insanı insan eden değerlerden biridir! Her şeyin akıl ile elde edilmesi ise mümkün değildir!

Aslında “din” de akıl ve akılcılık işlerinden değildir! Din; aslında gönül işidir. Tüm dinler, hatta tevhit, mead ve diğer itikadi şeylerin tümü akıl ile ispatlanamaz! Nitekim ünlü filozof Kant, bu konuyu “Saf aklın tenkidi” isimli kitabında ispat etmiştir!

Dinî işler, insanın ihtiyacıyla birlikte onun hayaliyle oluşur! Yani insanın hem din hem duygu ve hem de ahlaka ihtiyacı vardır! Ahlakın tümü de akıldan değildir! Akıl asla insana “ikram et” demez! Ve insanın “isar” (başkasını kendine tercih etme) de bulunmasına da müsaade etmez! İnsana “niçin isar’da bulunuyorsun?” der! Çünkü akıl maslahatçı ve menfaatçidir!

Fakat duygular öyle değildir! Duygu, her insanın özünde mevcuttur, onların güçlendirilmesi gerekir! Fakat akıl üzerinden değil, din üzerinden ve dinin desteğiyle güçlendirilmelidir!

Duygularda ise hem ifrat hem de tefritin bulunduğunu görüyoruz. Yani avam halk içerisinde, duygusal hadiselerde ifratın varlığını müşahede ediyoruz! Öyle ki bu hususta avam halk adeta aklı iptal etmiştir! Bundan dolayıdır ki, Hüseynî meselelerin avam halk nezdinde hurafelere boğulduğunu, yalan ve aldatmalarla dolu olduğunu görüyoruz! Çünkü o meselede aklı bir kenara koymuşlardır!

Cami ve Hüseyniye denilen yerlerdeki kürsü sahipleri olan “uydurulmuş Hüseynî kıyam” algısına sahip kimseler, İmam Hüseyin’ in bu olayı üzerinden “mama dükkânı” açmışlardır! O olayı geçim kaynağına dönüştürmüşlerdir! Hiçbir yalanı, hurafeyi ve aldatmayı söylemekten çekinmemekteler! Çünkü o meclislerde oturan insanlar onların sözlerini akıl üzerinden değil, duygular üzerinden dinlemekteler! Bundan dolayıdır ki her yıl Muharrem ayında her taraf, zincirlerle kendilerini dövenler, milyarlarca lira harcamalar, sarf edilen zamanlar, kullanılan arabalar, tüketilen yakıtlar, kapatılan iş yerleri, hastaneler, okullar, bakanlıklar, milyonlarca insanın her taraftan bir araya gelip gerçekleştirdikleri yürüyüşler ve bu kadar insana verilen bedava yiyecek ve içecekler vs., bunların tümü, akıl olmaksızın duygularla yapılan işlerdir!

Maalesef bu “akılsız duygunun” tam karşısında, “duygusuz aklın” da yer aldığını görmekteyiz! Yani akılcı ve aydın insanlar da bu hususlarda tam bir “tefrit” içerisindeler! Öyle ki onlar, İmam Hüseyin’in bu olayı karşısında kuşku duymaya başlamışlardır ve imam Hüseyin hakkında gerçekleştirilen bu meclislerin hiçbir faydasının olmadığını ve boş şeyler olduğunu söylemekteler! Kısacası bu aydın kesim de tüm bu olayları bir kenara atmışlardır! İşte avamın ifratı aydınların eline bahane vermişken, aydınların da tefriti avam ve mollalarının eline bahane sunmuştur!

Avamın din adamları halka: “Şu aydınları görüyor musunuz? İnsanları bozup ters düz ediyorlar!” diyor ve bununla halkı aydınlar ile korkutup, insanları daha çok meclisler tertiplemeye ve hurafelere sarılıp onlara sahiplenmeye sevk ediyorlar! Sonuçta da onlar üzerinden daha çok dünyalık topluyorlar!

Bu ifrat ve tefrit durumu, yalnızca biz Müslüman topluluklara has bir durumdur! Bundan dolayı imam Hüseyin’in bu olayı için bilginleri, ilmi bir çalışmaya davet ediyorum! Yani imam Hüseyin’in gerçekleştirdiği bu harekât, bir üslup ile anlaşılmalıdır! Daha açık söylemek gerekirse, imamın o harekâtı iki boyuttan ele alınmalıdır! Biri duygusal boyuttan (ki bu da çok önemlidir), diğeri de vicdanî, ahlakî ve insanî değerler boyutundan!

Birinci (duygusal) boyut ile avamla havas cenahını (genel halk ile aydınları), birbirinden ayırt etmemiz mümkündür! Yani “imamın bu kıyamına bakışından yola çıkarak” kimin avam ve kimin de aydın olduğunu anlamak mümkündür!

Aydınlar imamın bu kıyamının “vicdani” bir kıyam olduğunu düşünüyorlar! Diğer bir ifadeyle aydınlar imamın bu kıyamının, yalnızca “ahlaki” ve “insani değerler” üzerine kurulu olduğunu kabul ederler! Yani bunlara göre imam Hüseyin bu kıyamıyla, zalimlere karşı durmak ve mazlumları korumak ve hakları ihya etmek için kıyam etmiştir! İmam Hüseyin’in kıyamındaki en temel hedef bunlardır! Kısacası aydınlar açısından imamın kıyamı, “vicdanî” bir kıyamdır! Oysaki avam halk imamın bu kıyamının İslamî ve dinî bir kıyam olduğunu düşünmekteler!

Şayet imam Hüseyin (as)’ın kıyamının İslam için yapılan bir kıyam olduğunu ve dini korumak için yapıldığını kabul eder isek, o taktirde imamın bu kıyamında bir hedefinin ve perde gerisinde bir düşüncesinin bulunduğunu da kabul etmemiz lazım! Fakat ahlaki ve vicdani hareketlerde, onun perde gerisinde ve kendisi dışında bir hedefinin bulunması mümkün değildir! Yani hedef, bütünüyle o hareketin kendisidir! Kısacası, bunun böyle olması, o amelin ahlakî ve vicdanî oluşunun göstergesidir!

Fakat “gerçekçi Hüseynî kıyam algısına sahip” olanlar açısından, dini hareketlerde her zaman bir amaç mevcuttur! Diğer bir ifadeyle, dini bir hareket denildiğinde akla gelen şey, insanın o hareket ve amelden cenneti ve sevabı kazanması, cehennem ve ilahi azaptan uzaklaşmasıdır! Bunlar (cennet ve cehennem), “dini amellere verilen unvanlardır!”

Şayet imam Hüseyin’in bu kıyamıyla cenneti talep ettiğini, cehennem azabından kurtulmak istediğini ve İslam’ı savunduğunu düşünür isek, o taktirde imamın bu hareketinin “ahlaki” ve “vicdani” bir hareket değil, “dini” bir hareket olduğunu kabullenmemiz gerekir! Çünkü vicdani ve ahlaki hareketlerde, hareketin dışında asla bir hedef gözetlenmez! Örneğin gözünüzün önünde bir çocuk ateşe ya da suya düşecek bir halde olur ise, anında onu tutup kurtarırsınız, ya da anne ve babanızın ziyaretine gittiğinizde, asla bunu bir sevap almak kastıyla yapmazsınız! Şayet “sila-i rahimde bulunmak ömrü uzatır” hadisi üzerinden bu düşünceyle gider iseniz, o taktirde yapılan bu hareket, ahlaki bir hareket değil, dini bir hareket olmuş olur!,

BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum