İstanbul
16 Haziran, 2026, Salı
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

HÜSEYNÎ KIYÂM -1

15 Haziran 2026, Pazartesi 23:46

İmam Hüseyin’in Biyografisi

Adı : Hüseyin

Künyesi : Ebu Abdullah

Baba adı : Ali b. Ebu Talip

Ana adı : Fatıma

Doğum yeri : Medine

Doğum yılı : Hicri 4’üncü yıl

Doğum günü-ayı : 3 ya da 5 Şaban

Konumu : 12 imamın 3’üncüsü

Şehadet yeri : Kerbela

Şehadet yılı : Hicri 61 veya 62’nci yılı

Şehadet yaşı : 57 veya 58

Çocukları : 6 erkek (bunlardan 3 tanesi Kerbela’da kendisiyle birlikte şehit edildi) 3 kız çocuğu olmak üzere 9 çocuğu vardı.

Geleneksel inançlarda imam Hüseyin Şöyle Anlatılır:

İmam Hüseyin (as), dedesi Hz. Peygamber (sav) ile 7, babası İmam Ali (as) ile 37 yıl birlikte yaşamış ve ömrünün diğer yıllarını ise, kardeşi İmam Hasan (as) ile 10 yıl olmak üzere 3 veya 4 yılını da kendi imameti döneminde geçirmiş, 57 veya 58 yaşlarında da Kerbela’da şehit edilmiştir.

Gelenekselci Ehl-i Sünnet kaynaklarından “Üsdü’l- Gabe, s. 123-349” da Hz. Peygamber (sav)’in Hüseyin’i kendi evladı, kendinden bir parça, kendi güzel kokusu ve cennet gençlerinin efendisi olarak isimlendirdiği, onu “omuzlarına aldığı”, “bağrına bastığı”, “mübarek ağzıyla onun gırtlağından ve ağzından öptüğü” ve onun “göklerin ve yeryüzündeki insanların en sevgilisi olduğu” sözlerini sarfettiği nakledilmiştir.

Yine gelenekselci Sünni kaynaklarda Hz. Peygamber (sav)’in onun “şehadetinden” ve “şehit olacağı yerden” haber verdiği, “ona yardım etmenin vacip olduğu” ve “katillerine lanet okuduğu” da kaydedilir!

Yine Sünni kaynakların en muteberlerinden kabul edilen “Sahih-i Tirmizi, c.2, s. 307” de Hz. Peygamber (sav)’in şöyle söylediği nakledilir: “Hüseyin bendendir ben de Hüseyin’denim!” Ve yine bu hadisin sonuna ilaveten “Allah’ım Hüseyni seven her kesi sen de sev” diye söylediği de nakledilir!

“Teberi” nin naklettiğine göre Hz. Hüseyin (as) Hicretin 60’ıncı yılında Recep ayının sonuna 2 gün kala cumartesi akşamı Muaviye’nin ölüm haberi kendisine ulaştıktan sonra, Medine’den çıkıp Mekke’ye doğru hareket etmiş, 5 gün sonra da (Şaban ayının 3’ünde) Mekke’ye girmiştir.

Henüz Mekke’de iken, Muaviye’nin ölüm haberi Kufe’ ye ulaşınca, Kufe’liler Süleyman b. Süred-i Huzai’ nin evinde toplanıp İmam Hüseyin (as)’a mektuplar yazıp, imamsız olduklarını ve acil olarak Kufe’ ye gelip kendilerine imamlık etmesini talep ettiler!

İmam Hüseyin (as) Hicretin 50’nci yılının Sefer ayının 28’ncı perşembe günü kardeşi İmam Hasan (as)’ın şehadetinden itibaren 3 ya da 4 yıl imamet makamında bulunmuştur. Bu günkü türbesi 767 hicri yılında “Al-i Celayır Sultanı Eli han” tarafından ilk olarak yaptırılmıştır!


 

Gerçek şu ki “Hüseyni kıyam”, asırlardır Müslüman düşünürleri kendisiyle meşgul eden ve üzerinde yüzlerce makale ve kitap yazılan insanlık tarihinin en önemli kıyamlarından biridir.

Her düşünür bu kıyamla ilgili görüş ve düşüncelerini aktarırken, birçoğu imamın “kendi görüşüne” ya hiç yer vermemiş ya da çok az bir işarette bulunmuştur! Bundan dolayıdır ki, Kerbela olayıyla ilgili birbirinden farklı birçok görüşler sergilenmiştir. Oysaki imamın elimize ulaşan sözlerinden açıkça anlaşılan o ki, imamın bu kıyamdaki gayesi, Emevîlerin yok ettikleri ceddi Resulullah’ın sünnetini, yani pratik İslam’ı yeniden ihya etmek ve öz orijinine kavuşturmaktır. Nitekim kardeşi Muhammed Hanefi’ye Medine’den hareket etmeden önce yazmış olduğu resmi vasiyetnamesinde şöyle buyurmuştur:

- “Ben, ceddimin ümmetini ıslah, iyiliği emir ve kötülükten sakındırmak, dedem Resulullah’ın (sav) ve babam Ali b. Ebu Talip’in (as) sünnetini (yolunu) ihya etmek için kıyam ettim!

(Biharu’l- Envar, c.44, s. 329)

Kuşkusuz imam Ali (as)’ın yol ve yöntemi, Resulullah (sav)’in yol ve yönteminin aynısıdır. Çünkü Resulullah’ın canı konumunda olan ve gerçek “vesayetini” üstlenen o kâmil ve model insanın yöntemi de temsil ettiği o yüce Nebi’nin yönteminin aynısı olma mecburiyetindedir. Aksi taktirde Resulün temsilciliği makamında oturamaz.

İmam Ali (as)’ın yöntemini analiz emek için Resulullah (sav)’in yöntemine bakmamız lazım. Resulullah’ın yöntemini ise her şeyden önce Kuran-ı Kerim’den öğrenmeliyiz. Çünkü Resul (sav), Kuran’ın hem ilmi hem de ameli müfessiri idi. Yani hem yaşayarak (ameli) hem de söyleyerek (hadisle) onu tefsir ediyordu.

Diyebiliriz ki, Resul’ün insanlık alemini hidayete yönlendirmedeki yöntemi, “sırat-ı müstakim/doğru yol” üzere olan bir yöntemdir. Çünkü o, Rabbinin öğretileri ile hareket eden bir elçidir ve Rabbi ona, Kuran-ı Kerim’de halka şöyle söylemesini emretmiştir:

“Şüphesiz Rabbim doğru yoldadır.” (Hud: 56)

Yüce Allah, peygamberine öğrettiği “özel yöntem ve hedefini” Kuran’da şöyle açıklar:

- “Elif-Lam-Ra- (Bu) Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, üstün ve övgüye layık Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır!” (İbrahim: 1)

Demek oluyor ki, peygamberlerin nihai amacı, toplumun aydınlanmasıdır. Zira aydınlanan toplumun davranış biçimi kesinlikle hak ve adalet üzere olacaktır.

Diğer bir ayette de şöyle der:

- “Gerçekten biz elçilerimizi apaçık delillerle gönderdik ve insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye kitabı ve mizanı indirdik.” (Hadid: 25) Bu ayet ise, peygamberlerin “nihai hedeflerini” değil, “orta ölçekli amaçlarını” açıklamaya yöneliktir.

O halde diyebiliriz ki peygamberlerin nihai hedefleri, tam anlamıyla toplumun aydınlanması ve karanlığın her türünden onları kurtarmaktır.

Hak ve adalet ehli olanlar, yüce aydınlık makamına ulaşmış olsalar bile, en azından sağlıklı ve orta yol üzere hareket eden insanlardırlar!

Cenab-ı Hak nezdinde “toplumun aydınlanması durumu” o denli önemli ki, bütün peygamberlerini bununla görevlendirdiğini söyleyebiliriz!

Örneğin bir ayette şöyle buyurulmuştur:

- “Gerçekten biz Musa’yı, “kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah’ın günlerini hatırlat” diye mucizelerimizle gönderdik! Kuşkusuz bunda, çok sabırlı, çok şükreden her kes için ibretler vardır!” (İbrahim:5)

Ayetlerin genelinden anlaşıldığı üzere, Resullerin yol, yordam ve yöntemleri, Yüce Allah katından kendilerine tanıtılan bir ulvi gayedir! Resullerin bu ulvi gayeyi gerçekleştirmeleri için, toplumu aydınlatacak ve onun yolunu gösterecek kitaba ihtiyaçları vardır. Yukarıda naklettiğimiz ayetler, o kitapların (örneğin Tevrat, İncil, Kuran vs.) indirildiğini beyan etmektedir!

Yani Nebilere indirilen ve özellikle de Nebimize gönderilen Kur’an-ı Kerim, aydınlatıcı ve açıklayıcı bir kitaptır! İpham ve belirsizliğin hiçbir türü, onun harim sınırlarına giremez. Bu nedenle insanlara genel bir emir vermesi, fakat o hedefe ulaşma yolunu bildirmemesi mümkün değildir.

Bir toplumun aydınlanması, o toplumun kıyamına bağlıdır. Nitekim Kuran, İbrahim suresinin ilk ayetlerinde, halkın nasıl aydınlanacağını açıklamak için hemen H. Musa’nın kıyamını gündeme getirmiştir. Demek oluyor ki, “toplumun aydınlanması, bir kıyama (harekete) muhtaçtır. Nitekim ‘aydınlanma hareketi’ gerçekleştirmeyen toplumlar, hep geri kalmıştır!”

Aydınlanma harekâtını gerçekleştiren toplumlarda bir takım zayiatın olacağı da kaçınılmazdır. Hatta zayiat olmadan öyle bir toplumu vücuda getirmek mümkün bile değildir. Çünkü her toplumun oluşumunda, o toplumu oluşturan bireylerin eğilim ve zevkleri farklı olduğundan, ister istemez çekişme ve sürtüşmeler vücuda gelecektir ve bu da tabiat aleminin özelliğidir.

Tabiat aleminde her zaman az ya da çok kin ve çekişmeler vardır ve olacaktır da. Bu durumun olmadığı tek yer “cennettir”. Kuran orası için şöyle der:

- “Biz onların gönüllerindeki kini söküp attık, onlar artık kardeşçe karşı karşıya tahtların üzerinde otururlar!” (Hicr :47)

Hâkim sistem/düzen “İslam” dahi olsa, birtakım iyileşmelerin görülmesiyle birlikte, yine de madde sınırı içerisinde iç ve dış kaynaklı bazı zayiatlar olduğu gibi yerinde kalacaktır!

Toplumu aydınlatmak için bir harekata ihtiyaç duyulduğunu söyledik. Bu harekâtı gerçekleştirmek için ise “ilahi bir öndere” ve “halk kitlesinin direnişine”, direnişçilerin de “çok sabra” ve “şükre” ihtiyaçları vardır!

BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum