İstanbul
17 Haziran, 2026, Çarşamba
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

HÜSEYNÎ KIYÂM -2

17 Haziran 2026, Çarşamba 13:41

Ayette Yüce Allah H. Musa’ya şöyle buyurmuştur:

- “Firavun oğullarını ve Samirileri ortadan kaldırabilmen, ancak bilinçli, sabreden ve şükreden bir ümmete sahip olmana ve bu amaç uğrunda ümmetine “Allah’ın günlerini” hatırlatmana bağlıdır.”

Bu arada, büyük bir inkılabın zayiatı, inkılap karşıtlarının düzenbazlıkları, saf dil insanların kandırılmaları ve yine inkılabın çıkış ve inişleri, başkaları için ders ve ibrettir!

Diğer bir ifadeyle, Yüce Allah’ın yer yer kulları içerisinde var etmiş olduğu kıyam harekatlarını, sevdiği kullarını topluluklara hâkim kılmaktan daha ziyade, onların nasıl davranacaklarını görmek ve kendilerine göstermek için karar kılmıştır.

Nitekim Kuran’ın birkaç ayetinde, bazı toplulukları helak etmedeki gayesinin, iş başına getirdiklerinin nasıl davranacağını görmek ve göstermek için olduğu beyan edilmiştir. Örneğin şu ayetler o duruma işaret etmektedir:

- “Sonra da nasıl davranacağınızı görmemiz için onların ardından sizi yeryüzünde halifeler kıldık.” (Yunus: 14)

Yine şöyle buyuruyor:

- “Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı helak eder ve onların yerine sizi yeryüzüne hâkim kılar da nasıl harekât edeceğinize bakar!” (A’raf: 129)

Yüce Allah’ın şöyle değişmez bir sünneti vardır:

- “Kime bir nimet vermiş ise, mutlaka onu, verdiği o nimet üzerinden “imtihana” tabi tutmuştur, bunun aksi mümkün değildir”.

Buradan hareketle yukarıdaki naklettiğim ayetlerin anlamları şöyle olur:

- “Size, yönetim ve hakimiyet nimetini, buna layık ve yeterli olduğunuzdan dolayı değil, ne yapacağınızı görmek ve sizi imtihana çekmek için verdik!”

Diğer bir ayette de şöyle buyurulur:

- “Eğer siz yüz çevirecek olursanız, sizden başka bir kavmi getirip değiştirir. Artık onlar, sizin benzerleriniz de olmazlar.” (Muhammed: 38)

Yani, şayet size bir güç ve kudret verdiysek, sizden şükretmenizi isteriz ki, onu nasıl kullandığınızı bilelim. Eğer gücünüzü kötüye kullanırsanız, sizi yokluk diyarına gönderir ve yerinize, sizin gibi olmayan salih kişileri getiririz. Şayet salih olur iseniz, hayat ve hükümetinizi devam ettiririz.

Buna göre, “İslam hakimiyetinin bekası”, ona sadakat ile bağlı kalınmasına ve o ilahi nimete çokça şükredilmesine endekslidir ve yine onu korumak için karşısına çıkacak engel ve engebelere fazlasıyla sabretmesine bağlıdır.

Burada şunu da hatırlatmakta yarar vardır:

- “Bazı işlerde adalet için ayağa kalkacak birinin varlığına ihtiyaç vardır. Bazı işler hakkında da adaletten ödün vermeyecek güçlü birinin varlığı gerekir. Yüce Allah çok önemli bir işin yapılması için şöyle buyurmuştur:

- “Ey iman edenler! Kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahitler olarak adaleti ayakta tutanlar olun.” (Nisa :135)

Ayette geçen “kavvamiyn” tabirinin tekili “kavvam”dır. Bu kavram; “kıyam gücü başkalarından daha fazla olan ve yıkıcı olaylar karşısında dimdik ayakta kalan insan” anlamına gelir!

Ayetten anlaşıldığı gibi, adalet için ayağa kalkan ile adalet için ödün vermeden ayakta kalan insanlar farklıdırlar. Aynı şekilde İslam düzenini kurmak ya da korumak için yalnızca “sabreden” olmak yeterli değildir, bizzat “çok sabırlı olmak” gerekir.

Firavun oğulları ile savaşmak ve Samirilerin tuzağına düşmemek, “çok sabırlı olmayı” gerektirir. Kurulan; “İslam hakimiyetini” korumak için de “şükreden” olmak yeterli değildir. Bilhassa “çok şükreden” olmak şarttır. Bu nedenle yüce Allah Hz. Musa’ya şöyle buyurmuştur:

- “Ve onlara Allah’ın günlerini hatırlat. Şüphesiz ki bunda çok sabırlı, çok şükreden herkes için ibretler vardır.” (İbrahim: 5)

“İndirilen din” açısından buraya kadarki söylenilen sözlerden alınan sonuçlar şunlardır:

1-) Hz. Hüseyin (as)’ın resmi vasiyetnamesinde buyurmuş olduğu “ceddim Resulullah’ın ve babam Ali b. Ebu Talip’in yolunu sürdürmek için kıyam ettim” sözünden maksadı, babası Ali’nin yol ve yönteminin, ceddi Resulullah’ın yol ve yönteminin aynısı olduğunu vurgulamaktı. Çünkü bu mukaddes zatların tümü de geleneksel “imamet” inancında “tek nurdandırlar!”

2-) Resulullah (sav)’in yolu, (ayetlerde de işaret edildiği üzere) insanlara sevap kazandırmak değil onları aydınlatmaktır. Hak ve adaletin hâkim olması, ancak insanların aydınlanacakları durumda mümkün olacaktır.

3-) Bir millet, ancak aydınlandığı taktirde hak ve adalet ehli olabilir. Toplumun aydınlanmasının yolu; Allah’ı, O’nun elçilerini ve vasilerini hakkıyla tanımasıyla ve orjinallığı bozulmamış din eksenli bir devlet teşkil etmesiyle mümkün olabilir.

4-) Aydınlanmanın bir kıyama ihtiyacı vardır. Kıyam ise “çokça sabreden” bir toplum ile gerçekleşir. Böyle bir toplumun da bir lider ve kitaba ihtiyacı bulunur. Kuran bize bu liderin peygamberler, kitabın ise onlara nazil olan ilahi düsturlar ve insanlara verilen akıl nimetini kullanmak olduğunu söylemiştir.

5-) Aydınlanma harekâtını gerçekleştiren toplumlarda birtakım zaiyatların olacağı kaçınılmazdır. Hatta toplumu oluşturmanın kendisi bile birtakım zaiyatları gerektirir. Zira tezat, tabiatın özelliklerindendir.

6-) Despot ve zalim yönetimlerin ve düzenbaz sermayedarların ortadan kaldırılmasının ancak bilinçli, sabırlı ve şükürlü bir topluma sahip bulunmakla mümkün olabileceği Kuran’da bildirilmiştir. Ve yine Kuran’da bu hususlarla ilgili Hz. Musa (as)’dan, Firavun oğullarından ve Samirilerden örnekler verilmiştir. İmam Hüseyin (as) da bu minval üzere hareket ederek Emevî ve uşaklarıyla savaşmak için kardeşi imam Hasan (as)’ın şehadetinden sonra yıllarca mücadele vermiş ve etrafına bilinçli, sabırlı ve velayetlerine uymakla çokça şükreden bir şehitler kervanı toplamıştır.

7-) Hüseyni kıyam, başlattığı “aydınlık harekâtı” için dünyevi açıdan büyük zayiatlar vermiştir ve kendinden sonraki topluluklar için “aydınlık harekâtının” muhaliflerinin ne denli düzenbazlıklar sergilediklerini, saf insanları nasıl kandırabildiklerini ve yine bu harekatın iniş ve çıkışlarını tüm çıplaklığıyla ortaya koymuştur.

8-) Hüseyni kıyam, yüce Allah’ın insanoğluna lütfetmiş olduğu önderlik makamının O’nun rızası doğrultusunda nasıl kullanılabileceğinin en güzel örneğidir.

9-) Hüseyni kıyam; “mümin bir insanın kendini, malını, evlatlarını ve sahip olduğu her şeyini nasıl mahbubu uğrunda kullanmalıdır?” sorusunun en açık cevabıdır!

10-) Hüseyni kıyam; Yüce Allah’ın buyurmuş olduğu “Biz bazı toplulukları helak ettik ve sonra da nasıl davranacağınızı görmemiz için sizi iş başına getirdik” (Yunus:14) ayetinin en güzel tezahürüdür! Bu örnek davranışıyla hem rabbini razı etmiş hem de ceddini ve onun sadık takipçilerini gururlandırmıştır.

11-) Hüseyni kıyam; Yüce Allah’ın kendisine lütfetmiş olduğu imamet makamının ağır bir şekilde imtihana tabi tutulduğu harekatın diğer bir adıdır. Şayet Hüseyin (as) o makamı hakkıyla kullanmış olmasaydı, çoktan tarihe hapsolup giderdi. O makamın hakkını verdiğinden dolayıdır ki, çağları aşmış ve tüm canlılığını koruyarak günümüze kadar gelmiş ve bir ekole dönüşmüştür.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum