MUHARREM VE ALEVİLERDE ARINMA
17 Haziran 2026, Çarşamba 13:37Her ne kadar içimizden bazıları rahatsız olsa da arınma kavramının, güncel sosyo-politik ve kültürel tartışmalar ışığında Alevi toplumu için sadece manevi bir ritüel değil, aynı zamanda toplumsal bir varoluş ve kimliği koruma mücadelesinin en temel unsurlarından biri olduğunu vurgulamak gerekiyor.
Demek ki birilerini rahatsız etmeye devam edeceğiz.
Aleviler için arınmak, sadece Muharrem’de su içmemek ya da geçmişteki acılara ağlamaktan ibaret değildir.
Günümüz şartlarında arınmak, “Alisiz” inkârcıların yürüttüğü asimilasyona karşı bir uyanış, siyasi partilerin manipülasyonlarına karşı bir basiret, iç bölünmelere karşı birlik ve ahlaki çürümeye karşı dik bir duruştur.
Alevi toplumu, ancak bu arınmayı başarabildiği ölçüde kendi liyakatli önderlerini yetiştirecek ve hak ettiği saygınlığı kazanacaktır.
* * *
Toplum ile yöneticiler arasındaki ilişki, bir topluluğun sadece bugününü değil, geleceğini de şekillendireceğinden hayati bir önem taşır.
Erdemli ve aydınlık bir toplumun sosyal meşruiyetini sağlaması, konumunu iyileştirip geleceğini inşa etmesi; ancak ve ancak o topluma öncülük edenlerin iyi niyetli, yetkin, inanmış ve adil insanlardan oluşmasıyla mümkündür.
Toplumlar, liderlerini seçerken aslında kendi ideallerini, yaşam tarzlarını, dostlarını, düşmanlarını ve medeniyet ufuklarını da belirlerler.
Nitekim pusulasını kaybetmiş toplumlar bozuk liderlerin peşine takılırken, basiretsiz yönetimler de başına geçtikleri toplumu yozlaştırır, kurumsal yapıları çökertir ve birlik iradesini akamete uğratır.
* * *
Unutulmamalıdır ki, erdemden yoksun bir toplumun yöneticisi de, yönetimi de en nihayetinde bozulmaya mahkumdur.
Fransız düşünür Joseph de Maistre, daha 1811 yılında, “Her millet layık olduğu şekilde yönetilir” dediğinde, tam da yönetici ile toplum arasındaki bu kopmaz diyalektik ilişkiye dikkati çekmişti.
Bu evrensel sosyolojik gerçeklik, bugün Türkiye’deki Alevi toplumunun yaşadığı güncel sorunlar ve geleceğe dair varoluşsal mücadelesi bağlamında çok daha derin bir anlam kazanmaktadır.
* * *
Tam da nefislerimizi sorguya çekmemiz, içsel bir arınma yaşamamız gereken, sadece İslam’ın Kur’an üzere var olması için değil, insanlığın onuru uğruna canını veren Şehitler Şahı için gözyaşı döktüğümüz kutsal Muharrem matemi günlerinde bu konulara kafa yormak son derece elzemdir.
Bu yas günleri, sadece tarihi bir acıyı anma dönemi değildir; aynı zamanda toplumsal eksikliklerimizle yüzleşmek, Hünkâr’ın “Eline, beline, diline sahip ol” düsturunu rehber edinerek özümüzü dara çekmek için de paha biçilemez bir fırsattır.
Kendimizi, ilişkilerimizi ve en önemlisi toplumsal yönelimlerimizi sorgulamamız gereken bu demler, bizi doğru bir istikamete ulaştıracak manevi bir eşiktir.
* * *
Bugün Alevi toplumunun sosyo-politik alanda yaşadığı en büyük handikap, inancın özüne sadık, dirayetli ve liyakatli önderlerden yoksun kalması ya da bu önderlerin sesinin yeterince gür çıkamamasıdır.
Aleviler, inancını şahsi ikbal devşirme aracı olarak görmeyen, toplumun çıkarlarını her şeyin üstünde tutan, imanı ve itikadı sağlam önderlere sahip olmadıkça modern dünyada hak ettiği saygın ve kurumsal yeri tam manasıyla bulamayacaktır.
Toplumsal sorunlarımızı çözebilme, hak ve hukuk mücadelesini başarıya ulaştırabilme gücünü öncelikle samimi, fedakâr ve sadakatli liderler eliyle elde edebileceğimizi idrak etmek zorundayız.
Yol’a sadakat, kitleleri doğru menzile ulaştırmanın ilk şartıdır.
* * *
Mevcut siyasi konjonktür dikkatle analiz edildiğinde, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde belki de hiç olmadığı kadar, Alevilerin kronikleşmiş sorunlarının (cemevlerinin statüsü, ayrımcılığın önlenmesi, eşit yurttaşlık temelinde yasal haklardan faydalanma vb.) çözümü için tarihi bir fırsat penceresi açıldığını tespit edebiliriz.
Devlet ve toplum nezdinde bu sorunların çözülmesine dair nesnel bir zemin mevcuttur.
Ancak son günlerde bir siyasi partinin iç çekişmelerinde yeniden gördük ki, bu büyük fırsatın önündeki en büyük engel, Alevilerin kısır çekişmelere, kamplaşmalara ve kutuplaşmalara tabiri caizse “meze edilmesi”dir.
Ne yazık ki Alevi toplumu, farklı siyasi odaklar tarafından istismar edilerek birer rekabet aracı haline getirilmektedir.
* * *
Aleviler, kendilerini sadece bir oy deposu veya siyasi kavgaların cephe hattı olarak gören bu anlayışla aralarına artık net bir sınır çizmelidir.
Siyasi partiler tarafından araçsallaştırılmaya son vermek, inancın, kültürün ve toplumsal onurun korunması adına kaçınılmaz bir zorunluluktur.
Şunu anlamak zorundayız: Bu siyasi istismar son bulmadıkça, Alevilerin toplumsal meşruiyeti ve hak arama mücadelesinin başarısı her zaman tartışmaya açık kalacaktır.
Sonuç olarak, Muharrem matemi günlerinin getirdiği o derin muhasebe ruhuyla hareket ederek, içimizde var olan erdemli değerleri açığa çıkarmalıyız.
Çözümü dışarıdaki aktörlerin inisiyatifinde aramak yerine, inançlı ve yetkin önderlerin etrafında kenetlenerek bulabiliriz.
Toplum olarak kendi donanımımızı, aydınlığımızı ve bilincimizi yükselttiğimiz ölçüde, başımıza geçecek liderler de o denli yetkin ve basiretli olacaktır.
Unutmayalım ki, özü pak olan bir toplumun geleceği de aydınlık olur.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum