MUAVİYE’Yİ KİMLER SEVER?
30 Mart 2026, Pazartesi 00:29Esasen, Sünni toplumdan kimselerle dini konularda tartışmaya girmekten kaçınıyorum.
İmanım ve itikadımdan şüphem yok, lâkin tartışmanın anlamsız ve hepimize zarar veren kavgaya dönüşmesi ihtimali beni alıkoyan asıl sebebtir.
Herkesin birbirine saygı çerçevesinde yaklaşımı ile, itikadî kanaatleri kişinin özgür iradesine bırakmak, ülkemizde toplumsal barışı korumak için de biricik yol olduğuna inanıyorum.
* * *
Ancak, geçtiğimiz günlerde bu çerçeveyi inciten bir durum meydana geldi.
Bilimsel Alevilik Bektaşilik çalışmaları için bir üniversite bünyesindeki ilk kuruluş olan Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin Müdürü Prof. Dr. Sadullah Gülten’in bir akademisyen ile birlikte yaptığı video programında Muaviye’den söz ederken “hazret” ifadesini kullanması tepki çekti.
Aynı zamanda, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından yürütülen Alevilik Bektaşilik Ansiklopedisi (ABA) yöneticisi de olan Prof. Dr. Sadullah Gülten’in konu haberleştikten sonra içine girdiği davranış ise, durumu daha da vahimleştirdi!
İsrâ suresinin 15. ayetinde “Kim yola gelirse kendisi için yola gelmiş olur. Sapıtan da kendi aleyhine sapıtmış olur. Hiçbir günahkâr, bir başka günahkârın yükünü taşımaz.” ifadeleri, her bir bireyin Allah katında sadece kendisinden mesul olduğunu anlatır.
Bu ayete uygun olarak, bizim Prof. Dr. Sadullah Gülten’in kime saygı duyması gerektiğini sorgulamak gibi bir niyetimiz yok.
Ancak, “madem ki, Alevilerle bağlantılı bir meslek icra ediyorsun, en azından ekmeğini kazanmana “vesile” olana saygı göstermek zorundasın ki, kazancın helal olsun”, demek hakkımızdır!
Beklentimiz sadece budur!
Yazıya başlamadan önce konuyu uzattığımı biliyorum.
Asıl meselemiz şudur: Bazı insanlar nasıl oluyor da, Muaviye’yi savunabiliyor?
O halde, şu Muaviye kimdir, bir bakalım mı?
* * *
Muaviye ve Emevi ailesi ile ilgili her tartışmada öncelikle İsrâ suresinin 60. ayeti gündeme getirilir.
“Sana gösterdiğimiz o rüyayı ve Kur’an’da lanetlenmiş bulunan ağacı (şecere-i mel’une), sadece insanları sınamak için vesile yaptık...”
Nüzûl sırasına göre 50. sırada olan İsrâ suresi Mekke’de inmiştir ve Hz. Muhammed’in Mirâç gecesi Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya geceleyin götürülmesini açıklamaktadır.
Hz. Muhammed geri döndüğünde, gördüklerini insanlara anlattı. Fakat, Mekke’nin en güçlü kişisi olan Muaviye’nin babası Ebu Süfyan başta olmak üzere, müşrikler bunların hiçbirine inanmadılar. Dolayısıyla Miraç ve Peygamberin orada gördükleri bazıları için ciddi bir fitne ve imtihan vesilesi oldu.
Nitekim, İsrâ suresi 45. ayetten itibaren gelen ayetler Miraç’a inanmayanlara cevap olarak gelmiştir.
60. ayette ise, Mekke’de Müslümanlara zulmün ve işkencenin lideri, müşriklerin başı lanetlenmiş (soy) ağacı, yani aile olarak nitelendirilir.
İbn Ebî Hâtim gibi bazı tarihi rivayetlere göre, Mekkeli müşriklerin hakaretlerinden sonra Hz. Peygamber bir rüya görmüştür. Rüyasında, maymunların (veya benzeri varlıkların) kendi minberine çıkıp indiğini görmüş ve buna çok üzülmüştür. Bu rüya üzerine İsra 60. ayetin indiği rivayet edilir.
* * *
Emevi soyunun “lanetli” sıfatla anılması Kerbela Olayı, Hilafeti saltanata dönüştürmeleri ve lüks içinde bir yönetim sergilemeleri ile yaklaşık 80 yıl boyunca cami minberlerinde Hz. Ali’ye resmi olarak lanet okunması nedeniyledir.
Sünni tefsir dünyasının “reis”i kabul edilen Taberî, “Câmiu’l-Beyân”da İsra Suresi 60. ayetin tefsirinde bu rivayeti zikreder.
Hz. Peygamber’in rüyasında Ümeyyeoğulları’nı (Emevileri) kendi minberinde maymunlar gibi sıçrarken gördüğünü ve buna çok üzüldüğünü nakleden rivayetlere yer verir. Taberî bunu bir “fitne” olarak nitelendirir.
Aynı şekilde, büyük Mısır alimi Süyûtî de, “ed-Dürrü’l-Mensûr” adlı eserinde ayetin tefsirinde oldukça açık rivayetler sunar.
İbn Ebî Hâtim’den naklen; Hz. Peygamber’in, Hakem b. Ebi’l-Âs (Emevi halifesi Abdülmelik’in babası ve Mervan’ın dedesi) ve soyunun minbere çıktığını gördüğünü ve ayetteki “lanetli ağaç” ifadesinin bu soya işaret ettiğini kaydeder.
Fahreddin er-Râzî de “Tefsir-i Kebir” eserinde, Hz. Peygamber'in rüyasında Ebû Süfyan ve soyunu gördüğü yönündeki rivayetleri aktarır. Her ne kadar kendisi Zakkum Ağacı yorumunu öncelese de, Emevi soyuna yönelik bu yorumun İslam alimleri arasında bilinen ve tartışılan bir görüş olduğunu teyit eder.
Yemenli büyük alim Şevkânî, “Fethu’l-Kadîr” adlı eserinde İbn Abbas ve Hz. Ayşe’den gelen, bu ayetin Mervan b. Hakem ve babası hakkında indiğine dair iddiaları aktarır.
İbn Kesir ve Taberi, Hz. Ayşe’nin bir tartışma sırasında Mervan b. Hakem’e hitaben: “Allah babana lanet ettiğinde sen onun sulbündeydin. Dolayısıyla sen de Allah’ın lanetlediği o parçadan birisin” dediğini aktarırlar.
“Şecere-i Mel’une” (Lanetli Soy/Ağaç) ifadesinin Emevi hanedanına, özellikle de Hakem b. Ebi'l-As ve soyuna işaret ettiğini belirten tefsir ve hadis kaynakları Sünni literatüründe bolca mevcuttur.
Yukarıda, bu nedenle sadece Sünni ilim dünyasında kabul edilen alimlerin ve sahabelerin yorum ve aktarımlarını verdim.
Ne mutlu ki, Sünni alimler içerisinde İslam’ı “dosdoğru” yorumlayan alimler de vardır.
* * *
İslam tarihinin en tartışmalı figürlerinden birisi olan Muaviye, İslam’ın ilk yıllarında Müslümanları işkencelerle katleden, Hz. Muhammed’e hakaretler içeren şiirler yazan Mekkeli zenginlerin en önemlilerinden bir tüccar olan Ebu Süfyan’ın oğludur.
Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarını kışkırtan, Müslümanlara karşı paralı askerlerden oluşan ordu kurup yüzlerce Müslüman katleden Ebu Süfyan’ın karısı ve Muaviye’nin annesi Hind bint Utbe de Uhud savaşında Hz. Hamza’yı öldürtüp ciğerini yemesi ile bilinir.
Bu olay, İslam tarihinde vahşetin ve kinin sembolü olarak görülür.
Hind bint Utbe bununla da yetinmeyip, Uhud savaşından sonra şehit Müslümanların kulak ve burunlarını kesmişti.
640 yılında Halife Ömer tarafından Şam’a vali olarak atanan Muaviye’ye Halife Osman da Filistin ve Ürdün’ün yönetimini verdi.
Şam’da kendine ekonomik ve askeri güç yaratan Muaviye, Halife Osman’ın katledilmesini bahane ederek tüm İslam dünyasının hükümdarı olmak için ilk fitneyi yarattı.
Ardından, Cemel ve Sıffin savaşları ile Müslümanları birbirine kırdıran Muaviye’nin Hz. Ali’nin katledilmesi için Haricileri kışkırttığı da söylenmektedir.
Daha sağlığında bile Hz. Ali’ye minberlerde hakaret (sebb) edilmesini emrettiği tüm güvenilir kaynaklarda belirtilir.
Hz. Ali’nin Hakk’a yürümesinin ardından büyük oğlu Hz. Hasan’ı zehirleten,
Ali’ye bağlılığı nedeniyle Hucr bin Adiy’i 6 arkadaşı ile birlikte katlettiren,
Hz. Ebû Bekir’in oğlu Muhammed’i katlettirip sonra bir eşek ölüsünün içine koyup yaktıran,
İslam tarihinin efsane komutanlarından Malik el-Eşter’i zehirlettiren,
Halid bin Velid’in oğlu Abdurrahman’ı zehirlettiren,
Peygamber’in en sevdiği sahabelerden 90 yaşındaki Ammar bin Yasir’i Sıffin savaşında katlettiren
ve sahabelere yönelik daha onlarca benzeri suikast ve cinayetle İslam dünyasını kan ve göz yaşına boğan Muaviye’dir.
* * *
Emevi saltanatı döneminde, Muaviye’nin meşruiyetini sağlamak için “Vahiy Kâtibi” ve “Müminlerin Dayısı” (Hz. Peygamber'in eşi Ümmü Habibe'nin kardeşi olduğu için) sıfatları yoğun bir şekilde propaganda edilmiştir.
Ancak, erken dönem Sünni hadis külliyatlarında vahiy kâtipleri listelenirken Muaviye’nin ismi pek çok listede yer almaz.
Dahası, pek çok Sünni alim de, Muaviye’nin vahiy katibi olduğunu kabul etmez.
Örneğin, Kütüb-i Sitte yazarlarından biri olan büyük hadis alimi Nesâî, Muaviye’nin vahy kâtibi olduğuna dair rivayetlere oldukça mesafeli durmuştur.
Hatta Şam’da kendisinden Muaviye’nin faziletlerine dair hadis rivayet etmesi istendiğinde, onun hakkında sadece Hz. Peygamber’in “Allah onun karnını doyurmasın” bedduasını bildiğini söylemiştir.
Endülüslü büyük fıkıh ve hadis alimi İbn Abdilberr, sahabe biyografilerini topladığı meşhur eseri “el-İstîâb”da, Muaviye’nin kâtipliği konusuna açıklık getirir. O, Muaviye’nin vahy kâtibi değil, “Resulullah’ın krallara ve kabilelere yazdığı mektupları kaleme alan kâtibi” olduğunu belirtir.
Modern dönemde, geleneksel Sünni çizgide olan bazı isimler de bu sıfatı reddeder. Ebu’l-A’lâ el-Mevdûdî, “Hilafet ve Saltanat” adlı eserinde, Muaviye’ye atfedilen birçok faziletin Emevi döneminde siyasi amaçlarla uydurulduğunu savunur.
Mısırlı alim Taha Hüseyin de “el-Fitnetü’l-Kübrâ” adlı eserinde, Muaviye’nin kâtipliğinin tamamen siyasi ve idari bir sekreterlik olduğunu, vahy kâtipliği gibi dini bir payenin ona sonradan Emevi propagandası tarafından giydirildiğini anlatır.
* * *
Aleviler İslâm’a sahip çıktıkları için, Hz. Muhammed’in miras bıraktığı iki büyük emanetten birisi olan Ehl-i Beyt’e sadakatle bağlı kaldıkları için Muaviye’yi ve Emevileri sevmezler.
Hatta, lanet okurlar.
Allah’a, Kur’an’a, Resul’a ve Veli’ye bağlı kalan bir mü’min Muaviye’yi ve soyunu sevebilir mi?
İster Alevi, ister Sünni olsun...
Ona ve soyuna “hazret” diyebilir mi?
O halde, samimiyetle soralım: Muaviye’yi kimler sever?


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum