S Ü M E R L E R H A K K I N D A DÖRT
01 Temmuz 2026, Çarşamba 19:341842 yılı Musul Fransız Konsolosu olan Paul Emile Botta nın sistematik kazılara başladığı zamandır. Bu kazı yeri Mezopotamya'nın kuzeyi olup ASUR Bölgesi olarak bilinen yerdir. Buradan binlerce belge çıkarılmıştır. Bu belgeler Akadca yazılmıştır. Ancak o zamanlarda bu durum henüz bilinmiyordu. Bu konuda söylenebilecek yegane şey, Persepolis de bulunan üç dilli yazıtın üçüncüsüne benzerliği olmuştur. Fakat bu üç dilli kitabenin bir tanesi çözülmüştü ve içinde pek çok kral veya tarihsel kişilikler adları ile biliniyordu. Bu özel isimlere dayanarak bu yazılar çözülebilirdi ancak Batı hala geçmişin yanlış inançları ile bilime baktığı için bir türlü bu yazıların “yazı “ olduğunu “ kabul edemiyordu ve bilim insanlarının ezici çoğunluğu bunların bir nevi “SÜS” olduğunu savunuyordu….Bu nedenle bu konudaki gelişmeler olması gerekenden çok daha yavaş seyretmiştir.
1700 yılında ilk defa bu şekillere “ÇİVİ YAZISI “ adı verildi.O günden bu güne kadar bu adlandırmada süregelmiştir. Bu isimlendirmeyi yapan şahıs ise “THOMAS HYDE” olmuştur. Fakat kendisi bile bunların yazı olduğuna bir türlü inanmamıştır.
Persepolis den çıkarılan yazıtların kopyaları tam ve eksiksiz olarak ilk defa 1711 yılında yayınlandı. Bu işi yapan şahıs ise , İngiliz vatandaşı “JEAN CHARDİN” idi ve gençliğinde Persepolisi üç defa ziyaret etmişti.
Persepolis üç dilli yazıtın tam kopyası ise Danimarkalı “CARSTEN NİEBUHR” olmuştur.Bu işi 1778 yılında yapar.Bu yazıtta üç ayrı yazı bulunduğunu belirtip kendisi bunları “ Sınıf 1 ; Sınıf 2 ; Sınıf 3 “ diye isimlendirir.
1798 yılında yine bir başka Danimarkalı “FRİEDRİCH MUNTER” önemli bir gözlemde bulunarak “Sınıf 1” yazısının alfabetik ; “Sınıf 2 “ yazısının hece yazısı olarak değerlendirdi. Bu çözümlemede bir sıçrayışa sebep olmuştur.
Ancak bu önemli gözlem bile bu yazının okunmasının yarım yüzyıl daha sürmesini engeyememiştir. İşin aslı yazının okunması da iki ayrı tesadüfe dayanır. Birincisi ; A.H. D. Duperron adlı bir fransızdır. Kendisi Zerdüştlüğün kutsal kitabı olan “AVASTA” yı araştırmak için Hindistan’da uzun yıllar geçirmiş ve böylece Persce yazıları okumaya yetkinlik sağlamıştır. Bu kişi 1768 ve 1771 yıllarında kazı ile ilgili kitaplar yayınlamıştır. İkincisi ; Persepolis deki yazıların PEHLEVİCE çevirisini 1793 yılında yayınlayan A.I. SİLVESTRE DE SACY olmuştur. Bu yazılardaki klişeleşmiş yazımlar uzmanlar için anahtar olarak kullanılmıştır.
Bu gerçekler ışığında yapılanları görelim ; ilk ciddi girişim “ Oluf Gerhard Tyehsen “ yapıldığı görülür. Bu kişi “Sınıf 1 “ yazısını inceleyerek işaretlerden dört tanesini doğru tahmin etmiştir. Fakat tarihleme konusunda ciddi hata yaparak gerçek tarihten 500 yıl sonrasını esas aldığı için çeviri de yanlış olmuştur. Tyehsen bu sonuçları 1798 yılında yayınladı. Aynı yıl ise Kopenhagh lı “Friedriçh Munter” iki bildiri ile Persepolis belgelerinin “AHAMENİŞ HANEDANLIĞINA “ ait olduğunu kanıtladı. Bu çok önemli bir aşamayı oluşturur. Munter daha fazla ilerleme gösteremedi. Buradan daha ileriye götüren kişi ise Götingen Lisesinde Yunanca öğretmenliği yapan “Georg Friedrich Gratefend” oldu. Gratefend üç dilli yazıtın Sınıf 1 kısmını çözen kişi olarak şöhret kazandı. Gratefend bütün işaretleri çözemediği için yaptığı çeviriler uzmanlar tarafından alay konusu oldu. Ancak kendisi sorunun doğru yerinden kavramıştı. Daha sonraları uzman kişiler bu yapılan çalışmayı ve yanlışlarını düzelte düzelte ilerleme kaydettiler. Bu kişiler şunlardır ; A.J. Saint Martin , Christian Lasssen dir. Ancak bu yazıttaki kelime sayısı azdı ve bu durum dilin anlaşılmasını güçleştiriyordu. Bu safhada iki kişi öne çıkar ; birincisi H.C. Rawlinson dur. Bu kişi Britanya Ordusunda görevli iken bu yazıtlara ilgi duymuştu. Böylece üç dilli yazıtın yakınındaki “ BEHİSTUN KAYA YAZITINI” kopyalamaya başladı.Bu yazıtlarda çok daha fazla kelime bulunuyordu. Bu kişi kendinden öncekilerin yaptıkları hakkında bilgisi de yoktu fakat nerede ise aynı yöntemleri kullanarak bu yazıları çözmeyi başardı. Bu yazıt yerden yaklaşık yüz metre yükseğe yazılmıştı ve bunun içinde bir iskele kurmak zorunda kalmıştı. Beş tane olan sütunlar üzerinde 414 satırı içeriyordu.
1837 yılında yazıtın yarısı olan 200 satırı kopyalamıştı. Metinde yer alan yüzlerce ismi klasik yazarların yazıları ve coğrafyacıların yardımı ile okumayı başardı. 1839 yılında Avrupa'daki uzmanların bu gelişmeden haberleri oldu. Bu kişilerinde sağladığı bilgilerle bu yazıtın eski PERSÇE bölümü çevrilmiş oldu. RAWLİNSON tüm yazıtı kopyalamayı amaçlamıştı ancak asker olması ve görevleri gereği yeteri kadar zaman ayıramıyordu. Kopyalama işlemi ancak 1844 yılında tekrar aynı yere dönerek tamamlayabildi. Böylece 414 satırın hepsinin kopyalaması bitmiş oldu. Artık bu yazıt bazı eksiklik ve yanlışlarına karşın okunabilirdi. Nitekim bu okuma işleminde artık pek çok kişi katkıda bulunacaktır.
Şimdi artık sıra yazıtın diğer dilerce yazılmış kısmına gelmişti. ( yani AKADÇA ve SÜMERCE çözümüne)
1842 yılında Paul Emile Botta Fransa’nın Musul konsolosluğuna atandı.Hemen ardından “Koyuncuk ve Nebi Yunus” kazıları yapıldı. Bu kazılardan istenilen verim alınamadı. Bunun üzerine bu yerin kuzeyinde yer alan HARSABAD’a yöneldi. Burada MÖ 8 nci YY da Asur Ülkesini yöneten kral 2 nci SARGON'un sarayı bulunuyordu. Elbette o dönemde bu bilinmiyordu. Burada çok sayıda Asur heykel ve tableti bulundu.
Bu olayda yalnızca üç sene sonra İngiliz “AUSTEN HENRY LAYARD “ önce Nimrut ta sonra ise Ninova da 2 Sargon’nun oğlunun torunu olan kral ASURBANİPAL ‘a ait kütüphaneyi buldu. Burada binlerce tablet ve tarihi eser bulundu. Böylece Avrupa 19 YY un sonundan itibaren binlerce çivi yazısı tablete sahip olmuş oluyordu. İşte çok önemli olan bu tabletlerin okunması yaklaşık on yıl kadar sürecektir.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum