SÜMERLER HAKKINDA İKİ
31 Temmuz 2026, Cuma 09:13Günümüzden bütün dünyaya baktığımız zaman, Avrupa ve Amerikan hegemonyasını görüyoruz. Kısaca değinelim;
Orta Çağ süresince dünyada gelişmiş uygarlıklar bugünküne benzemiyordu. Fakat farklı uygarlıklar arasında uçurumlar yaratan “büyük icat ve keşifler “ de henüz yapılmamıştır. Gerçi özellikle Çin, bazı ileri adımlar atmış ve pusula ,barut, kağıt vb. konularda ki gelişimi nedeni ile bağımsız bir gözlemcinin de tespit edebileceği üzere , geleceğin süper gücü yoluna girmiş bulunuyordu hatta sonraları yaptığı devasa deniz gücü ile Afrikaya kadar girmişti ama iç siyasi sebepler ve kültürü nedeni ile geri çekilip içe kapanmıştı. Çin ile tarihi teması olan Türkler ve moğollar daha sonraları bu erken bulunmuş keşif ve icatları da kullanarak ( bu icatların çinliler tarafından yapılıp yapılmadığının bir önemi yok coğrafya olarak asyalı olması önemlidir) muazzam imparatorluklar kurdular elbette bu durum bu icat ve keşiflerin özellikle avrupa'da yayılmasına vesile oldu.
Öncelikle Türkler bu konuda çok belirleyicidir çünkü avrupa ile fiziksel temas halinde yüzlerce yıl bulunmuşlardır. Bu temas ileride doğacak olan rönesans ve reform ların birkaç temelinden biri olacaktır. Ancak en önemli sebep ise ekonomik olup Osmanlıların avrupaya giden deniz ve kara yollarını ele geçirmesi bu coğrafya insanlarını çözüm üretmeye mecbur bırakmıştır. Bu durum hem dünyanın diğer yarısını görünür kılacak hemde binlerce yıldır birbirinden kopmuş olan iki ayrı insan kitlesinin temasını sağlayacaktır. Bu durumda , farklı coğrafya da gelişen bu iki değişik uygarlığın birinin neredeyse yok olmasına neden olmuştur. Böylece çok farklı ortamda gelişen iki ayrı uygarlığın karşılaşmasının ne gibi sonuçlar vereceği açıkça görülmüştür. Gerçi bu durumun benzerleri her iki coğrafyada da defalarca yaşanmıştır. Ancak bu durum biraz daha özeldir ve gelecekteki dünya dışı karşılaşmalar açısından da uyarıcı niteliktedir…
Batının özellikle doğu uygarlığını temel alarak insanlık gelişimini devam ettirmesi anlaşılabilir şekilde kendi içinde çelişkilere sebep olmuş ve bu çelişkiler de ne yazık ki çarpıtılarak giderilme düşüncesine yol açmıştır. Doğunun bu bariz bilimsel üstünlüğü dünyanın diğer yarısından elde edilen ganimet ve bilgi ile birleşerek tarihin hiçbir döneminde olmayan devasa bilimsel sıçramaları ile sonuçlanmış ve neticede Batı bu olağan dışı gelişimi tarihi yeniden yorumlayarak kendisine, olmayan temeller inşa etmesine yol açmıştır. Böylece bütün insanlığın ortak katkısı ile gelişen bilim sadece kendilerine mal edilmek üzere tarih de yeni baştan yazılmıştır.
Batı tarih yazıcıları önlerinde duran devasa gelişim olgularını bir şekilde izah etmesi gerekiyordu. Çin ve Mısır gibi o günkü dünya da bile eşsiz eserleri ile göz kamaştırıyor ayrıca coğrafi keşifler ile de yeni geçmişe ait farklı büyük gelişim eserleri bulunuyordu.Elbette bu çelilşki kuvvet ile çözülebilirdi öyle de olmuştur. Neticede insanlık hiç olmadığı kadar kıyıma uğramış bazı uygarlıklar bir daha filizlenmemek üzere yok edilmiştir.
Batılı tarihçilerin kendi geçmişlerini ortaya çıkarmak üzere yaptığı arkeolojik çalışmalar hiç de beklemedikleri sonuçlara sebep olmuştur. Batı mantığına göre aslında Doğu halklarından olan İbraniler ( YAHUDİLİK) sadece dinsel kök ilişkisi nedeni ile Batısal kabul edilmiştir halbuki Araplar ve İbraniler aynı dili konuşan kardeş halklarından dır ! İşin daha da garip yanı aynı dinsel kökten beslenerek gelen inanç sistemine sahiptirler fakat bu ortak dinsel kök sanılacağı üzere Tevrat değil tarihsel Sümer dinidir. Burada kastedilen sadece Sümer olamaz bu varsayımda ayrı bir hataya yol açacaktır. İnsanlığın kadim geçmişi hala yoğun toz bulutları arasında , en basit fakat çok da gerekli bazı soruların cevabını tam olarak varamiyoruz . İlk defa ne zaman konuştuk? Gerçek dil hangi coğrafyada dile geldi? Bu sorular çoğaltılabilir fakat konu ilgili olanı seçersek , dil konusu sanıldığından da önemlidir. Geldiğimiz tarihsel süreçte binlerce ayrı dil olduğunu ve binlercesinin de yok olup gittiğini biliyoruz. İnsana özgü hiçbir kültür, dil olmadan düşünülemez. Dil sadece kültürün yaratıcısı değildir uluslaşmaya giden yolun en önemli istasyonudur. Bu nedenle de uzun süredir devam eden ulussal mücadelelerin de pek fark edilmeyen faktörlerindendir. Dil sadece farklı ses çıkarmaya indirgenemez ,ses oluşmadan önceki düşünme denen karmaşık sistemin çalışma biçimini belirler.Herhangi bir dilin ifade ettiği hiçbir sözcük doğanın tıpkısı değildir hatta basit görünen bazı taklitsel sesler dahi bu gerçeği değiştirmez! Zaten bazı sesleri insanın çıkarmasına biyolojik engeller mevcuttur. Kısacası din gibi çok sonraları oluşturulan ve korunma içgüdüsünün mecburi oluşturduğu üst düzey bir inanış sistemi belli aşamaya gelmiş her insan topluluğunun mecburi duraklarından biri olduğu tarihsel bir gerçektir. Elimizdeki bilgilere göre ilk defa bu aşamaya gelip yazıya sahip olan tek insan topluluğu biliyoruz o da Sümerlerdir. Yukarıdaki çıkarım bu anlama gelecek şekilde anlaşılmalıdır.
Bu uzunca izahatları Sümerler meselesini açıklayabilmek için ve niye Sümerleri Batının bilinmezlik çukuruna itelediğini görebilmek için gerekli idi.
Artık tarihsel Sümer Uygarlığının nasıl keşfedildiğine bir bakış atabiliriz.Böylece gerçekleri olması gereken yerine koyabilelim.
Yaklaşık yüz yıl önce Batılı bilim insanları, Batı Medeniyetinin köklerini arama girişimlerinin bir sonucu olarak tarihsel olarak varlığı bilinen Asurlular hakkında bilgi edinmek üzere Mezopotamya da kazılar yapıyordu. O tarihe kadar adı bilinmesine karşın bu tarihi topluluk hakkında detaylı bilgiler mevcut değildi veya önemli yanlışlar içeriyordu.Bu yanlışlığın ana sebebi de Batı düşüncesini belirleyen din kitaplarının yorumlanması olmuştur. Batı gerek Tevrat gerekse İncilin verdiği bilgilerin tanrısal olduğunu ve hiç bir yanlış içermediği varsayımı ile hareket etmiştir. Günümüzde farklı görünme sebebi çok başka tarihsel acı tecrübelerin getirdiği çıkarımlardır ancak hala bu etki süre gelmeye devam etmektedir hatta bugünkü dünya siyaetindeki fırtınaların çekirdeğil hala bu varsayımdır.Gerek “SİYONİZM” gerekse EVANGELİST” düşünce buradan beslenmektedir.
Yüz yıl önce bu etki çok daha belirgindir.Tevrat ve İncilde ki bilgiler aslında İbranilerin çok sonraları yazdığı ve tamamen kendi bakış açılarını yansıtan apaçık gerçeklere tümüyle ters olan bu tarihi belirleme arzusu aslında aşağılık kompleksinin giderilmesine yöneliktir.Hakikaten bazı ileri toplumsal araçlara sahip olup da ( yazı ve ileri uygarlıklarla doğrudan temas vs.) bu kadar çok farklı insan toplulukları tarafından hor görülen defalarca sürülen kıyıma uğrayan çok az örnek bulabiliriz. Tarih onlar için derin hayal kırıklıkları ile doluydu ve bu durumda da var olunamazdı ,tek çıkış yolu var olan liderler ( adına peygamber denmiştir) tarafından hayata geçirildi, olan değil olması gereken yaratıldı. Arkamızda bizzat tanrı var mesajı verildi ve bu insanlar tanrı tarafından özel olarak seçilmişti ayrıca aynı tanrı bütün insanlığın ve dünyanın yönetimini onlara bırakmaya karar vermişti…
Oysa bırakın dünyayı kendilerinin yönetebildiği vatan bile tarihin uzun sürecinde hep hayal olarak kalmıştı.Var olan kısa süreli devlet ve yöneticileri hep anormal derecede abartıldı.İşte yüz yıl kadar önce Batı da durum bu halde iken ve ortada bir Yahudi devleti mevcut değilken , Batı dayandığını düşündüğü Yahudi Uygarlığını bulmak için Ortadoğu'da faaliyet içinde idi. Bu çalışmalar istedikleri sonucu vermeyecek ve aradıkları gerçek “Ana Medeniyetin” çok daha eski geçmişe ait olduğu ve Sümerler denen muhteşem ötesi bir topluluğa ait olduğunu istemeye istemeye ortaya çıkardılar. Elbette inkar politikası hemen devreye sokuldu.Gelecek yazıda bu durumu daha teferruatlı olarak yazılacak.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum