ZİYA GÖKALP VE ALEVİLER
25 Mart 2026, Çarşamba 16:32Doğumunun 150. yılı olan 2026 yılı “Ziya Gökalp Yılı” olarak ilan edildi.
Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın teklifi ve TÜRKSOY Daimî Konseyi’nin oy birliğiyle, 2026 “Ziya Gökalp Anma Yılı” olarak ilan edildi.
Başta Türk-Eğitim-Sen olmak üzere, bu girişimde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Türk milletinin fikir ve kültür hayatına yön vermiş büyük bir aydın ve “düşünce adamı” olan Ziya Gökalp, Alevilik-Bektaşilik konularında da çalışmalara sahiptir.
İttihat ve Terakki yönetimi tarafından Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da görevlendirilen Gökalp Alevilik-Bektaşilik konusuna da eğilmiş, bölgedeki Alevi toplulukları ziyaret etmiş, düşünce ve tespitlerini kaleme almıştır.
En başta ifade etmek gerekirse, Gökalp Aleviliği İslam’ın Türk ruhuna uyarlanmış otantik bir formu olarak değerlendirmiş ve bu toplulukları Türk harsının (kültürünün) yozlaşmamış koruyucuları olarak tanımlamıştır.
Ziya Gökalp sosyolojisinde millet, aynı dili konuşan ve aynı kültürü (hars) paylaşan bireylerin toplamıdır. Gökalp, tüm bilimsel arşatırmalarında Osmanlı entelektüel hayatındaki Arap-Fars etkisine karşı, halkın vicdanında saklı kalan saf Türk kültürünü aramıştır. Ülkemizin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk’ün Ziya Gökalp için “fikir babam” nitelemesinin köklerini de işte bu arayışta bulabiliriz.
Bu arayışta Alevilik-Bektaşilik, Gökalp’e göre sadece bir mezhep değil, Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra eski törelerini ve dillerini muhafaza ettikleri sosyolojik bir sığınaktır.
Ziya Gökalp’e göre, Alevilik-Bektaşilik Türk halkının kolektif şuurunun bir ürünüdür. Gökalp bu yapıyı dışarıdan dayatılan hukuki bir “teşkilat” olarak değil, içeriden doğan bir “hars” (kültür) unsuru olarak niteler. “Türkçülüğün Esasları” eserinde bu durumu şu şekilde formüle eder:
“Bektaşilik, Türklerin kendi toplumsal vicdanlarından çıkardıkları bir tarikat olduğu için, bu tarikatta Türk harsına aykırı hiçbir şey yoktur.” (Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, Haz. Mehmet Kaplan, İstanbul, Ötüken Neşriyat, 2020, Sayfa: 28)
Dil ve inanç arasındaki bağları incelediği Alevi aşiretler arasındaki gözlemlerinde de bu konuyu öne çıkarır. Gökalp için dil, harsın (kültürün) en büyük kanıtıdır:
“Türk Alevileri, ibadetlerini Türkçe yaparlar. Ayin-i cemlerde okunan nefesler, deyişler tamamen öz Türkçedir. Bu durum, onların milli harsı muhafaza ettiklerinin en büyük delilidir.” (Ziya Gökalp, Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler, İstanbul, Sosyal Yayınlar, 1992, Sayfa: 112)
Bu tespitler üzerinden, Alevilik-Bektaşilik çalışmalarında “Türk kimliği” vurgusunun sosyolojik temellerinin Ziya Gökalp tarafından atıldığını söylemek mümkündür.
Ama, Ziya Gökalp “Alevilik-Bektaşilik”in inanç bağlamı izafe edilerek kültürel bir unsura dönüştürülmesinde de başlangıç referansı olarak gösterilebilir.
İttihat ve Terakki içerisindeki yaygınlaşan Türk Milliyetçiliği mefkuresinin dönemsel öncelikleri göz önüne alındığında, bu tutum anlaşılabilir.
Kimlik tartışmaları ve varlık ideolojisini hızla kaybederek yıkıma sürüklenen bir devlet içerisinde “Türk Milliyetçiliği” fikri ile kimlik ve aidiyet oluşturmaya çalışan aydınların inanç özelliklerini geri plana atmaları, hatta “Türkçeleşme” gayreti içerisinde Türkçe ibadeti de heyecanla karşılamalarını “dönemin düşünsel aurası”nın yarattığı heyecan fırtınası dairesinde değerlendirmek doğru olacaktır, kanaatindeyim.
Ziya Gökalp’in “milli dindarlık ideali”nin en belirgin özelliği, dinin Arap etkisinden kurtulup Türkçeleşmesi olmuştur. Bu bağlamda, Aleviler arasında gördüğü Türkçe ibadetten esinlendiğini varsayabiliriz. (Ziya Gökalp, Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak, İstanbul, Ötüken Neşriyat, 2015, Sayfa: 45-50)
Öte yandan, Alevilik-Bektaşiliği marjinal bir unsur olmaktan çıkarıp Türk milli kimliğinin kurucu ve asil bir parçası haline getirmesinin ve yine Alevilik-Bektaşiliği Osmanlı devletinde olduğu gibi “teokratik bir tehdit” olmaktan çıkarıp “kültürel bir hazine” olarak tescil etmesinin “Ziya Gökalp sosyolojisi”nin Alevilik-Bektaşilik araştırmalarına en önemli katkısı olarak dikkate almak gerektiği kanaatindeyim.
Günümüzde, Alevi kimliği üzerine yürütülen tartışmalarında önümüze çıkan “İslam’ın Anadolu yorumu” veya “Türk Müslümanlığı” kavramlarının da, büyük ölçüde Gökalp’in attığı bu entelektüel temellere dayandığını söyleyebiliriz.
Sonuç olarak, Gökalp, hem “kültürel milliyetçileri” etkilemiş, hem de “dinin Türkleşmesi” fikrine ilham vermiştir. Her iki alanda da, fikirlerini oluşturmasına Ziya Gökalp’in Aleviler-Bektaşiler arasında yaptığı saha çalışmaları ve gözlemleri dayanak olmuştur, diyebiliriz.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum