ALEVİLİĞE SOYUT, DEDELERE CAHİL DİYENLERE CEVAP
23 Ocak 2026, Cuma 11:55Alevi İslam inancının kurumsallaşmasını hazmedemeyenler harekete geçmiş bulunmaktalar. Bunlar arasında maalesef Alevi bir aileden gelip, aslında “Ateist” olup, kendilerini sözde “aydın” “entelektüel” gibi görenler de yer almaktadırlar. Bu şahıslar, Alevi toplumunun değer yargılarına ve inanç önderlerine hakarete varan bir dille saldırmaya başladılar.
Bu tür bir anlayışı savunanların, Aleviliği köklerinden koparıp, kendi siyasi amaçları doğrultusunda kullanmak istedikleri anlaşılmaktadır. Ancak, bu amaçlarına ulaşmak için Aleviliği bugünlere taşıyan Dedeleri ve ocakları etkisiz bir duruma getiremeden başaramaycaklarını da bilmektedirler. Zira son yıllarda Aleviliğin, dernek ve vakıflar aracılığı ile kurumsallaşmaya doğru gitmesinin bu çevreleri rahatsız ettiği görülmektedir.
Bu anlayışın temsilcilerinden olduğu anlaşılan ve künyesinde avukat-yazar olduğu belirtilen Ali Yıldırım adlı bir zat, sosyal medya hesaplarından Aleviliği “soyut” bir inanç olarak görmekte, dedeleri de “Cahil-cühela” olmakla suçlamaktadır. Bu şahsın yayınladığı paylaşımlardan bazı bölümleri aktarıp, sahip olduğu bilgi birikimini göstermek ve ithamlarına cevap vermenin bir zorunluluk olduğunu düşündüm.
Zira bu “entelektüel” arkadaş, meydanın boş olduğunu sanarak, tarihi gerçeklerden kopuk, temelsiz ve seksenden önce kalma “solculuk” anlayışı üzerinden kendine bir alan açmak istediği anlaşılmaktadır. Bu şahsın "ALEVİLİK ""DEDELERE"" BIRAKILMAYACAK KADAR CİDDİ BİR KONUDUR" başlığı altında yaptığı paylaşımları şöyle:
“ ...Çünkü Alevilik bir bütün olarak yaşanan hayatın bütün alanlarını kapsayan, o alanlardaki ihtiyaçlara cevap üreten inançla sarılmış bir pratikler demetiydi.
İhtiyaçlara yanıt veren başka mekanizmların varlığında geriye "soyut bir inanç" kaldı.
Bu "inançsa" esas olarak mitolojik bir tarih, edebiyat ve kültürel değerler bütününden oluşuyor. “
“Doğma yok, iman yok...
Dedenin tarih anlatısı mitolojik bir kurgudan ibaretti... Öykü, hikaye, masal...
O anlatı şimdi tarihsel bilgi olarak tekrarlanınca derin bir kriz yaşanmaya başlanıldı.
Sözgelimi Alevi anlatısına konu olan Ali tarihte hiç yaşamamıştı...
Uğruna gözyaşı dökülen "Kerbela" özü itibariyle bir iktidar savaşıydı.
Peygamber kimliğinden arındırılarak ceme alınan İslam Peygamberi Muhammed farklı inançalara karşı fetihler yapan bir ümmetin lideriydi...
12 İmam diye adları anılan şahsiyetlerin Alevi deryasına bir damla olsun katkıları yoktu.. “
İlgili arkadaş, maddi temellere dayanmayan, gerçeklerden kopuk fikirlerini genelleştirerek, Dedeler hakkında şu yorumlarda bulunuyor:
“Bugün 60 yaşının altındaki dedelik iddiasında bulunan hiç bir şahsın ocak-dede-talip ilişkisi içerisinde bulunarak yol sürdüğü, eğitildiği, bilgi ve görgü sahibi olduğu söylenemez... Bu şahısların bir mesleği, bir unvanı olabilir, ama Alevilik adına kesinlikle cahil, cüheladırlar... Normal değil mi, cem yoksa, yol yürümüyorsa nereden bilgi edinipte kendilerini yetiştirecekler ki? “
“ Tarihsel bilgi ve hakikatler mitolojik anlatıyı paramparça etmekteydi. Alevilik şimdi insani, vicdani, kültürel ve bir direnç unsuru olan yapısıyla varlığına devam ederken soylu bir kana sahip olduğunu öne süren bir takım şahsiyetler Alevi toplumu nezlinde yönetme ve iktidar iddiasında bulunmaya başladılar. Ve onlar mitolojik anlatıyı yeniden yeniden üreterek gerek kendi zeminlerine meşruluk kazandırmaya çalışırken bir yandan da Aleviliğe yönelik en büyük asimilasyon hareketinin temsilcileri haline geldiler.”
“Bugün 60 yaşının altındaki dedelik iddiasında bulunan hiç bir şahsın ocak-dede-talip ilişkisi içerisinde bulunarak yol sürdüğü, eğitildiği, bilgi ve görgü sahibi olduğu söylenemez... Bu şahısların bir mesleği, bir unvanı olabilir, ama Alevilik adına kesinlikle cahil, cüheladırlar... “
“...Bu sıfatları kullanarak açıkça yola ihanet içerisinde olanları ise hiç saymıyorum...”
Bu zat, yukarıdaki paylaşımlarından özetle şöyle demektedir:
1-Dedelerin bugüne kadar taşıdığı Alevi İslam inancı, “mitolojik bir kurgu, öykü, hikaye, masal” dır.
2-Hz. Ali hiç yaşamamıştır.
3-Kerbela olayı bir iktidar savaşıydı.
4-Hz. Muhammed, farklı inançlara karşı fetihler yapan bir ümmetin lideriydi.
5-On iki imamların Alevi inancına bir katkısı yoktu.
6-Bugün kü Dedeler, “Cahil-cüheladırlar”
7-Dedeler asimilasyona hizmet etmektedirler.
8-Dedeler yola ihanet içerisindedirler.
9-Alevilikten bugüne “soyut” bir inanç kalmıştır.
Şimdi Ali Yıldırım isimli “entelektüel” ve “çok bilgili” olan bu arkadaşın iddia ve ithamlarına cevap verelim.
En sonunda söyleyeceğimizi en başta söyleyelim. Bu arkadaşın ne dinler tarhi ne de İslam tarihinden bi haber olduğu anlaşılmaktadır. Böyle bir bilgiye sahip olmadığı gibi, inançlara karşı saygılı birisi olmadığı da anlaşılmaktadır. Alevi bir aileden gelmiş olmasına rağmen, Aleviliğin “Yetmiş iki millete aynı gözle bakarız” anlayışından da nasibini almadığı belli olmaktadır. Ondan da vazgeçtik; medeni olan birisinin inançlara saygılı olma ilkesinden dahi uzak olduğunu, kullandığı ifadeler göstermektedir.
Alevi Dedelerine “Cahil-Cühela” diyen bu çok bilene kısa bir tarih dersi vermek gerekiyor.
Aleviler, geçmişteki kültürlerini İslam inancı ile yoğurarak bir sentez yaratmışlardır. Bu inanca ve kültüre “Alevilik” adını vermişlerdir. Bu tanımlamayı da yaşantısı boyunca Hakk’tan, hukuktan ve adaletten yana olan Hz. Ali’den almışlardır. Zira Hz. Ali, hep mazlumun yanında, zalimin karşısında yer almıştır. Hem yiğit bir cengaverdir. Hem de bilgili ve adil bir şahsiyettir. O’nun soyundan gelen on iki imamlar da aynı yolu takip etmişlerdir. Yaşadıkları dönemlerde zalim yöneticilerin karşısında, halkın yanında yer almışlardır. Bu yolda da bedel ödemişlerdir. Hz. Hüseyin ve yoldaşları da bu nedenle şehit olmuşlardır. Kerbela, tabi ki zalim iktidara karşı, mazlumun iktidarını kurmak içindir. Mazlumun hakkı başka nasıl sağlanabilir ki?
Hz. Ali’’nin hiç yaşamadığını ancak zır cahil birisi söyleyebilir. Gerek Mekke’de gerek Medine’de tefeci-bezirgan Mekke oligarşisine karşı mücadele eden siz miydiniz? Yoksa hayallerinizde yaşattığınız birisiydi mi? Hz. Ali hem Bedir de hem uhud da hem de Medine'yi kuşatan Mekke oligarşisinin ordusuna karşı en önde savaşmış ve kimsenin karşısına çıkmaktan korktuğu ünlü bir savaşçı olan Amr Bin Verd’i düello da yenen tek cengaverdir. Böyle bir cengaveri kim sevmez? İşte, Aleviler böyle bir cengaverin takipçileridir. Tarihleri boyunca da hep haklının, mazlumun yanında, zalimin ve haksızın karşısında durmuşlardır. Alevilerin tarihini okumayan birisi elbette bunları bilemez.
Hz. Muhammed ise, yeni bir dinle birlikte Hicaz bölgesine hakim olan tefeci-bezirgan sınıfın düzenini yıkmış, onun yerine 7. yüzyıl şartlarına göre hukuk ve adalete dayanan bir sistem inşa etmiştir. Ancak, önyargılı olan ve İslam tarihine Avrupalı oryantalistlerin penceresinden bakanlar bunu da bilemez ve kavrayamaz. Hz. Muhammed hiç bir zaman saldırı savaşları değil, savunma savaşları yapmıştır. Fethedilen bir yer var ise, o da zorla çıkarıldığı Mekke şehridir.
Alevi toplumuna yüzlerce yıldır önderlik yapan Dedelere gelince;
Alevi dedeleri bugünkü eğitim ve iletişim çağında elbette yüz yıl önceki bilgilerle önderlik yapamazlar. Onlar da kendilerini yenileyerek, bilgilerini artırmak zorundalar. Bu bütün toplumlar ve inançlar için geçerlidir. Kaldı ki, Alevi İslam inancı, insanlığın bugün için savunduğu değerleri yüzyıllardır savunmaktadır. Bu bile Alevi İslam inancının hem hümanist ilkeler hem de gerçekler üzerinde yürüdüğünü göstermektedir.
Alevi Dedeleri, geçmişten gelen bilgilerini yenileyerek, Aleviliği daha ileriye götürmek için çaba sarf etmekteler. Alevi Dedeleri, hiç bir karşılık beklemeden, gece-gündüz, yaz-kış demeden o köyden, bu köye yüz yıllarca Alevi toplumuna hizmet etmişlerdir. Şimdi o Dedeleri Aleviliği asimile etmekle ve yola ihanetle suçlamak akla ve vicdana sığar mı?
Alevi İslam inancını “soyut” olarak değerlendiren bu arkadaşın İslam dininin kutsal kitabı olan Kuran’ı Kerim’i de okumadığı ve bilgi sahibi olmadığı anlaşılmaktadır. Kendisini “aydın” ve “entelektüel” gören birisinin bir dinin tarihini ve kutsal kitabını okuyup anlamadan fikir yürütmesi “soyut” olmaz mı? Bir konu hakkında bilgi sahibi olmadan fikir yürütülebilinir mi? Kaldı ki Alevi İslam inancı, insan sevgisini, hoşgörülü olmayı, adaletli ve iyi ahlaklı olmayı Kuran’ı Kerim’deki ayetlerden almaktadır. Kur’an’ı Kerim’de bu konuda onlarca ayet bulunmaktadır. Bu arkadaşın bu ayetlerden de habersiz olduğu ve sadece kulaktan dolma ve yüzeysel bilgilerle yorumlarda bulunduğu anlaşılmaktadır.
Bu arkadaşa kolaylık olması açısından Kur’an’Kerim’de insan sevgisi, iyi ahlak ve adaletle ilgili ayetleri vermenin yararlı olacağı kanaatindeyim. İlgili ayetlerden bazıları şunlardır:
Nisa suresi, 58. Ayet, Maide Suresi 42. Ayet, Kalem Suresi 3-4. Ayetler, Nahl Suresi 90. Ayet, İsra Suresi, 32. Ayet, Furkan Suresi, 68. ayet, Sebe Suresi 37. Ayet, Maun Suresi, 1-7. ayetleri.
Makalemizi Hz. Ali’nin hala yaşayan ve bugün bile geçerli olan Veciz sözleri ile tamamlayalım.
“GÜZEL AHLAK EN İYİ ARKADAŞTIR.”
“HALKI AYAKTA TUTAN ADALETTİR.”
“EN GÜZEL SÜS AKILDIR.”
“EN ÜSTÜN MEZİYET BİLİMDİR.”
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.



Yorumlar
Hüseyin Aldoğan
24-01-2026 01:10Yazıyı yazan can ilaveten alıntı yaptığı metne bir cevap da ben ilave etmek istiyorum; Bu alıntı metni bir hukukçunun yazdığını kabul etmek mümkün değil. Metnin temel yanlışı, Alevi dedeliğini yalnızca yaşa ve geçmişteki kurumsal yapılara bağlayarak bugünün toplumsal gerçekliğini yok saymasıdır. 60 yaşın altındaki herkesin “yoldan habersiz” ve “cahil” ilan edilmesi hem tarihsel sürekliliğin kopuşlarla ilerlediğini görmezden gelir hem de Alevi toplumunun yaşadığı zorunlu göç, kentleşme ve baskı koşullarını hesaba katmaz. Ocak-dede-talip ilişkileri, devlet politikaları ve asimilasyon süreçleri nedeniyle zaten büyük ölçüde kesintiye uğramışken, bu kopuştan etkilenen kuşakları suçlamak adil değildir. Bilgi ve görgü yalnızca geleneksel kapalı yapılar içinde değil, yazılı kaynaklar, akademik çalışmalar, cem evleri ve modern örgütlenmeler aracılığıyla da kazanılabilir; bu yolları yok saymak Aleviliği donmuş bir geçmişe hapsetmek demektir.İkinci yanlış konunun Mitoloji ile tarih arasındaki ilişkiyi indirgemeci ve dışlayıcı bir biçimde ele almasıdır. Alevilik, yalnızca “insani ve vicdani” bir duruş değil, aynı zamanda anlatılar, semboller ve inanç pratikleriyle yaşayan bir kültürdür; mitolojik öğeleri bütünüyle sahte ya da zararlı saymak bu kültürel hafızayı tahrip eder. Ayrıca “soylu kan” iddiasında bulunan herkesin otomatik olarak asimilasyonun temsilcisi ilan edilmesi de genelleştirici ve kanıtsız bir suçlamadır. Alevi toplumu içinde farklı yaklaşımlar ve meşruiyet kaynakları her zaman olmuştur; bunları tek bir kötü niyete indirgemek çoğulculuğu boğar ve tartışmayı ideolojik bir yaftalamaya dönüştürür.Zaten ''ALEVİLİK DEDELERE BIRAKILMAYACAK KADAR CİDDİ BİR KONUDUR'' başlığıyla sosyal medyada yazı yazan bu şahsin geçmiş biyografyasına baktığımızda kimlik olarak sol ideolojik kökenli bir kimliğe sahip olduğunu görüyoruz.
polat1957
24-01-2026 00:41Hamdullah bey yazılarınızı ilgiyle okuyorum. Ama-, bu yazınız çok önemli. Ancak, şurasını da söylemek lazım ki, bu şahsı Ankara'da kimse sevmez. Turgut Öker'in danışmanı, Aleviliğin asimile edilmesi için görevli birisidir. Bir zamanlar İran'a yanaştı. Şimdi ise Almanya'dır.