İstanbul
26 Haziran, 2026, Cuma
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

BİR ELMAS HİKAYESİ DÖRT

26 Haziran 2026, Cuma 18:53

Setrak kardeşimle buluşmamız böylesine elektrikli ortamda olmuşsa da  bir anda bana yürüyüp sarılması ile kardeşi de rahatlayıp elimi sıktı. Birbirimize anlatacak ne çok şey vardı uzun süre sohbet ettik sonunda niçin buraya geldiğimi de anlatabildim. Bir arkadaşının maden şirketi olduğunu söyledi bana yardım edebileceğinden bahsetti. Hem aradığım kişiyi bulmuş hemde tahmin ettiğim gibi yardımcı olabilecekti. Bir müddet sonra yanlarından ayrılıp otele döndüm. Misafiri olamazdım babası rahatsızdı ertesi gün görüşelim diye ayrılmıştık.

 

Akşam otelde Sarayköy’den arkadaşlar aradılar ve verdikleri sürenin dolduğunu artık daha önce anlaştığımız yönteme geçerek arama yapmamı istediler fakat aradığım kişiyi bulduğuma  zor ikna oldular on küsur milyonluk şehirde adını bilmeden nasıl bulduğumu bir şekilde anlatabildim. Ertesi gün rahat şekilde Setrak ile buluştuk epey süren hoş beşten sonra ben geriye döndüm.

 

Arkadaşlarla tekrar durum değerlendirmesi yaptık bu sefer Ali’de bana katılacaktı kısacası yeni bir İstanbul seferi ufukta görünmüştü. Ali üniversiteyi İstanbul’da okumuştu onun içinde eski anılarını yad etmiş olacak ayrıca benim taşkınlık yapmama da engel olacaktı. Rahat yolculukla tekrar İstanbul’a ulaşmıştık  bu sefer doğru Setrak’ı gördük Ali ile tanıştılar biraz sohbet sonrası  maden işletmecisi arkadaşının bürosuna gittik elimizde olan bir taşı kendisine verdik  İsviçre’de analiz yaptıracağını söyledi adam biraz fazla uyanıktı. Setrak’ın çocukluk arkadaşı imiş düşündüğüm gibi tam bir iş adamı kafasına sahip biri arada askerlik arkadaşım arada olmasa bu adamla iş yapmazdım. Bir sorun çıkmadı birkaç gün kalıp Sarayköy’e döndük artık sonucu bekleyecektik zaten sürekli beklemedeyiz!  Emel hocadan analiz sonucunu bekliyoruz, İTÜ ki hocadan analiz sonucunu bekliyoruz, ayrıca sanırım Kanada’ya analiz için numuneler vermiştik onların sonucunu bekliyoruz, bekliyoruz da çoğu sonuçsuz kalacaktı.

 

Bu elmas hikayesine tarih olarak uymasa da bir tatlı anıyı da sıkıştırmam gerekiyor tam ne zamandı hatırlamıyorum ancak henüz çoğu konuda acemiyiz henüz sanırım “karbonado “ olayı olmadan önce idi artık benim kafamda bu bölgede elmas olabilir fikri olgunlaşmaya başladığı zamanlarda bu fikrimi arkadaşlara zor  da olsa anlatabilmiştim Ali bu durumdan etkilenmiş Çin’den “elmas test cihazı “ siparişi vermiş. Birgün bana “Metin, elindeki şüphelendiğin taşlardan bana ver test yapacağım “  dedi bende otuz kadar taşı ayırıp kendisine verdim. Bir gün sonra akşam üzeri beni cepten aradı heyecanlı görünüyordu oysa Ali en sakinimizdir. Taşlardan bahsediyordu eve gel dedi galiba bir şişe likör alıp  ( o istemişti) yanlarına gittim. Ali çok heyecanlı eşi ise biraz tedirgin. Bana hemen verdiğim taşlar üzerinde test yaptı ve test cihazı elması gösteriyor hop o heyecan bana geçti insanoğlu inanmak için çabuk bahane yaratabiliyor. Hakikaten de başka bir taşta da aynı durum var “kaç tane?” Hay sormaz olaydım galiba on yedi gibi bir rakam söyledi bir anda içtiğim likör elimde kala kaldı bu imkansızdır  bu kadar çok olamazdı bir iki tane belki …Yengede benzer sebepten zaten şüphelenmişti ancak bu lanet cihazın söylediği de açık. Bu işte bir iş vardı ama ne !  O gece Ali’nin keyfini bozmadım ancak ertesi gün araştırma yaptım. Hakiki “elmas test cihazları “ ucuz aygıtlar “ değildi oysa Ali çok düşük ödeme ile almıştı nihayet anladık ki bunlar oyuncak,  çoğu taşı elmas gösteriyor bu arada ben Amerika’ya bir sipariş vermiştim galibe 400 dolar ödeme yapmıştım hemen bu cihazla ölçüm yapınca bizim hiçbir taş kuvarsın dışında çıkmamıştı. Bu nedenle bu oyuncak aygıtların satılmasına hep  karşı çıkmışımdır bir anda hayallerimiz yerle bir oluvermişti. Sonradan bu cihazımı arazide kaybettim çok aradım ancak bulamadım yerine İzmir’e gidip ikinci el cihaz almak zorunda kaldım. Bu yazıları yazma amacım edindiğim bilgi ve tecrübeleri özellikle yeni arkadaşlara aktarmak bu nedenle bazılarına detay görünen olayları nakletme nedenimde anlaşılmış olur.

 

Bu yıllarda hızlı şekilde çoğu zaman tek bazen bahsettiğim arkadaş veya arkadaşlarla araziye çıkmaya devam ediyoruz. Bütün olayları tarihe uygun yazabilmem mümkün değil zaten yararlı olanları seçiyorum. Bir müddet sonra bilgisayarların değişmez yararlı programlarından olan “google Earth” ile aramada yararlanabileceğim aklıma takıldı bu pek çok bakımdan yararlı olacaktı. Bulunduğum bölgede yüzeyden bizim istediğimiz şekilde arama yaptığımızda eksiklikler olduğunu fark etmiştim.Özellikle çukurumsu yerlerde araziyi değerlendirmek zorlaşıyordu. Bu nedenle bu program üzerinde çok da derin olmayan bilgiler edindim artık yüksek yere kurduğum hayali kamera ile araziyi belli yükseklikten tarayabiliyordum hatta düşük hızla yukarıdan işaretlemişim yerleri gezebiliyordum bunun da çok katkısı oldu.

 

 Şüphelendiğim yere yeni aldığım motosikletle gidip araştırma şansım sayesinde şimdi tam hatırlayamadığım zaman içinde on yedi adet “lamproit dike “ dediğim jeolojik oluşumlar buldum. Bunlarda yakın olan birkaç tanesini esas alıp numuneler topladım. Gerçekten olağandışı mineral veya taşlar bulmuştum. Bu arazi gezilerimde başıma pek çok olay geldi bunların bir kısmını da yazarsam faydalı olabilir.

Bir gün elimdeki çantayı bırakıp biraz çukurca yere yönelmiştimki birden etrafımda altı yedi köpek belirdi. Beş tanesi Kangal cinsi  çoban köpeği biri kurt köpeği diğeri ise adi sokak köpeği cinsinden. Daha ayağa kalkmama fırsat vermeden en iri Kangal gelip sağ ayağımın bileğinden kavradı aklım başımdan gitti diğerleri de daire biçiminde etrafımda dolanıp hiç durmadan havlıyorlar kendimi korumak için de kullandığım jeolog çekici de çantada kalmıştı zaten o elimde olsa kullanabilirmiydim bilmiyorum…Ayağımı kavrayan köpek sadece sıkıca tutuyor ısırmıyordu bu iyiye işaret olarak yorumladım ancak en ufak işarette üzerime çullanacaklarına da kesin gözü ile bakıyorum derken arkamda bir ses “sakın kıpırdama!” Dedi yavaşça döndüm bir çobandı hemen “Şu köpeklerini çağır” dedim “beni dinlemezler !” demesin mi ! Bağırıp çağırmaya hatta tehdite başladım fakat köpekler dahada hareketlendi “Abi, sakın kıpırdama yoksa seni parçalarlar”  Ulan adam doğru söylüyor galiba iyide ben ne yapacağım?  …

Çoban bana ayağımı tutan köpeğin lider köpek olduğunu ona iyi davranmam gerektiğini söylüyor yahu ben köpeklere yabancı biri değilim ama bu durumda ne yapılacağını da bilmiyorum köpek ayağımı tutmuş ben ona nasıl iyi davranacağım? Aklıma şarkı söylemek geldi…Eee valla gerçek bu, ben başladım aklıma gelenleri söylemeye …Bir değişiklik yok gibi, çoban “Abi köpeğin başını okşa “ demez mi!  Hadi bakalım dalga mı geçiyor ne yapıyor kafam karmakarışık baktım sesimi beğenmediler usulca eğildim kafasına elimi yaklaştırınca hırlamaya başladı o hırlayınca diğerleri üzerime hamle yapmaya başladı işler karışıyordu bir an önce cesaret edip bu manyak köpeği sakinleştirmem lazımdı fazla düşünmeden kafasını okşamaya başladım galiba sahibinden dolayı alışık pek ses çıkarmadı hemen dahada eğilip iki elimle hem seviyor hem hafifçe şarkı Türkü ne aklıma gelirse söylüyorum sonra aklıma cebimdeki püsküvit   geldi bir elimle çıkarıp yavaşça yaklaştırdım birden bacağımı bırakıp yedi sonra biraz daha verdim. Hepsini yedirmiştim diğer köpekler hala etrafımda dönüyorlar bu birine doğru hamle yapıp havladı çoban “Abi bravo valla senin gibi cesurunu ilk defa gördüm “  gibi laflar zırvalıyor. Sonunda diğer köpekler çobanın son çağrısına uyup uzaklaştılar ancak en irileri hala yanımda “Abi,biz gidiyoruz” 

“Ben ne olacağım?” 

“ Sana alıştı korkma “ 

Elimde vereceğim yiyecek yok ama on metre ileride ki çantada var. Sakince oraya gittim bizimki peşimde önce çekici çıkardım ama elime almadım yakına bıraktım öğle yemeğimi çıkardım hemen anlayıp yanıma geldi verdikçe yiyor yarısını bulduk gideceği yok baktım bana kalmıyor bir yandan bende atıştırıyorum öte yandan küçük parçalar halinde sayın köpeğe hizmete devam ediyorum neticede yiyecek bitti anlaşılan bugün navalem bu kadar olacaktı. Problem ise devam ediyor evet beni tehdit etmiyor ama yanımdan da ayrılmıyor. Çoban ve sürü diğer tepeye ulaştı nereden baksan arada iki km var.Bizimki hala elime bakıp duruyor herhalde verdiklerim tatlı geldi. Çoban ikide bir bunu çağırıyor ama tınladığı  yok…Gözünün önünde çantayı boşalttım bir kaç kere değişik biçimlerde “YOK” dedim galiba ikna olmuştu birden havlayarak sürüye koşmaya başladı galiba yırttım dedim.

 

Bir ilkbahar günü yine bir tepede taş ararken bazı garip sesler duydum ancak köpek sesi değil bizim buralarda ne ayı ne kurt bulunmaz ancak çok miktarda çakal vardır fakat  zararsızdır benzeri şekilde nadiren tilki olabilir ancak insana dalamaz. Sanırım bu nedenlerden olacak fazla üzerinde durmadım dalgın olarak işime devam ettim. Çok geçmedi ki kocaman bir domuzla neredeyse aynı hizadayız ancak ben biraz yüksekteyim sanırım önce o uyandı ve kaçacağına üzerime geldi panikleyip en yakın kayanın üstüne çıktım. Sanki buralar bana ait der gibiydi yanımda silah yok olsa da ateş etmem. Bir müddet tünedim sonunda homurdanarak uzaklaştı. Bazen bu hayvanların debelendiği otları görüyordum ama hiç karşılaşmıyorduk zaten sonradan da nadiren karşılaştık. Arazinin bu tip sürprizleri oluyordu.

 

Bir kış günü en yakındaki lamproit civarına keşfe gittim fakat hava da bulutlu yanımda da bisiklet vardı.Aradan birkaç saat geçmişti ki yağmur çisildemeye başladı göğün uyarısını kulak arkası yaptım. Nasıl oldu ise aniden rüzgar fırtınaya dönüverdi  ve bardaktan boşanırcasına da yağmur yağıyor hemen aklıma (hay bu aklımı…) bir ay kadar önce kazdığım derin çukur geldi nerde ise benim boyumda var. Tam bir salak gibi koşarak o çukura girdim biraz yağar tekrar devam ederim diye düşünüyorum ki zaten tepenin yarı yamacında olan çukura hızla su akmaya başladı “yahu ben bunu nasıl düşünemedim ! “ çıkmakda zorlaş dı mı ! “  böyle bir düşünce ancak benim gibi kafayı taşa takmış biri yapabilir, güç bela çamur deryası olarak çıktım bu sefer bir hatadan başka hataya sıçrama yaptım aylar önce aynı bölgede biraz büyükçe kalın naylon örtü görmüştüm hemen oraya gittim rüzgar ne yaparsam tersini yaptırmaya and  içmiş bir türlü örtüyü ayarlayamıyorum. Güç bela ağaçların altında örtüyü orasından burasından sıkıştırıp altına geçtim bir yandan da “tıpkı Türk filmi gibi sorunu çözecek aleti yanına koymuşlar “  derken bu örtünün aslında delik deşik olduğu için atıldığını anlıyıverdim …Aman Allah’ım yağmur bana uğramadan toprağa değmiyor tabii üzerimde çamur falan kalmadı tertemiz olmuştum ama öbür yandan da bir titreme başladı rüzgar daha da şiddetlendi  “hepsi bana karşı “ ben böyle işin …Tek çare görünüyor ana yola çıkmak, tabana kuvvet  koşuyorum ancak yer sakız olmuş bırakmam diyor. Artık ıslanmanın önemi kalmadığı için içimden küfür türküleri salvolayarak ilerliyorum nihayet asfalt yola ulaştım yine hesap hatası yaptığım ortaya çıktı çünkü gelip geçen hiçbir araba bu çirkin ördeği almak istemiyor. Baktım ki iş insafa kalınca olmuyor taktik değiştirdim ve hem beni al işareti çakıyorum hem  de yolundan çekilmiyorum bu şöförler çok uyanık yanımdan geçiveriyorlar. Artık takat makat kalmadı önüne yatayım derken bir minibüs beni geçip durdu.Hemen koştum,iki kişiler, anlaşılan pazarcı bunlar “Amca,koltuğa oturma “ Biraz da dalga geçtiler “Ne o yüzmekten mi geliyon? Ses çıkarmadım beni en yakın köy girişinde bıraktılar oradan eve döndüğümde titremem sürüyordu.

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum