İstanbul
14 Ağustos, 2026, Cuma
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

BİR ON İKİ EYLÜL HİKAYESİ ÜÇ

13 Ağustos 2026, Perşembe 21:16

Darbe de olmayacak şekilde görevli olmam kendimi emniyette hissetmeme yol açmamıştı. Neticede bir şikayet konumumu değiştirebilirdi . Derhal tedbir almalıydım ve öyle de yaptım. Havalar soğuktu hala evde soba yı  yakıyorduk. Kitaplarımın önemli kısmına  elveda demek zorundaydım. Artık her gün vakit buldukça kitap yakıyordum , biraz da ısınmamızı da sağlıyordu fakat bu durum benim için çok hüzün verici bir  iş idi. 

 

Edirne’de ev arkadaşlarım ve az bir meslekdaş çevresi dışında arkadaşlarımın çoğu sivil kesimdendi. Buna en büyük sebep ise Den 

nizli  Buldan kazasından tanıdığım Yusuf olmuştu. Babalarımız aynı devlet kurumunda çalışıyordu ve ailecek de dost olmuştuk. Bu arkadaş benden bir yıl sonra Edirne’ye ilk atanması sonucu olarak gelmişti kendisi ticaret lisesi öğretmenliği yapıyordu.Tesadüfen karşılaşınca onun çevresinde tanımaya başlamıştım. Kısa süre sonra  çok sayıda öğretmen arkadaşım oluverdi. 

 

Evde ilk başta beş  kişi idik. Kısa sürede dörde  düştük çünkü bir abimiz evlenivermişti. Daha sonra biri sanırım tayin oldu.Artık üç kişi kalmıştık fakat Esvet ve ben normal mesai yaparken diğerlerinin çalışma saatleri çok farklı idi. Onlar sanırım 12 saat çalışıp iki gün izinli oluyorlardı. Son kalan kişide evlenince ev Esvet’le ikimize kalıverdi. Edirne’de o zamanlar ev kiraları anormal derecede yüksekti kişi başına gideri düşürmek için harekete geçtik sonuda Esvet’in birliğinden olan arkadaşı eve aldık. 

 

Yavaş yavaş hayatımızı düzene koymaya çalışıyorduk. Fakat  benim işim gereği düzenli yaşayabilmem mümkün değildi. Sıkıyönetim bölüğünde bir kıdemli yüzbaşı ve başçavuş vardı. Ancak işleri astsb. organize ediyordu. Ben zaten ondan kıdemsizdim  benim için sorun yoktu. Fakat benimle birlikte görevlendirilen üsteğmen için kabul edilir değildi. İlk zamanlar o da sesini çıkarmadı zaten o günler o kadar hareketli geçmişti ki düşünecek zamanımız bile olmuyordu. Bana dert yanmaya başladı sonunda birazda benim teşvikimle yüzbaşıya gitti. Bende yanında idim fakat adam ikimizi de tersledi onun benim emrimdir benzeri söylendi yapacak pek bir şey kalmamıştı. Zaten geçiçi görevli idik ve inzibat hizmetlerini de  bilmiyorduk. Edirne’de pek çok kritik işleri bu astsb. yaptı ( parti binalarını kapatmak gibi) Biz ,bize verilen yerleri kontrol altında tutuyorduk ( Edirne’yi ikiye bölüp birer kısmına bakıyorduk. 

 

Beraber çalıştığımız subay sıradan biri görünüyordu ne görev verilirse irdelemeden  aynısını yapan kesimdendi. Nöbeti bana her bıraktığında onlarca sivili bana devrediyordu. Bu insanların büyük çoğunluğu üzerinde kimlik taşımadığı için gözaltına alınanlardan oluşurdu. Çoğu yaşlı ve kadındı. Görevi devir  alır almaz önce kadınları sonra yaşlıları sonra sorgulayıp hepsini serbest bırakırdım eğer ertesi güne kalsalar on beş gün hapis ile gönderilirdi. Eğer orada da bir disiplinsizlik yaparlarsa bu süreç çok uzayabilirdi. Bu nedenle sık sık tartışsak da olayı tatlıya bağlardım. O günlerde sadece bir kişi benim isteğimle hapse girmişti o da babasının arabasından araba teybi döküp satan bir hırsızdı ve hapse girmesini babası özellikle istemişti…

 

Bir gün devriye gezerken İstanbul yolu üzerinde bulunan bölge trafik merkezine uğradım ( burasında bayanlar göz altında tutuluyordu. Beni görür görmez polisler telaşlandı hemen kapıyı açtılar , içeride bir gariplik hissettim. Kısa süren sessizlik sonunda kadınlar toplu olarak slogan atmaya başladılar. Oraya yöneldim elimi kaldırıp susmalarını ve bir şikayetleri varsa bana yapmalarını istedim orada bulunan polis yetkilisi içeri girmemi ve tehlikeli olduğunu söyledi şimdi tam hatırlamıyorum ama ters bir cevap verip susturdum , kapıyı açmalarını istedim. İçeri girince konuyu bilen bir kişinin anlatmasını istedim hemen bir bayan öne çıktı. Diğerleri seslerini kesmişti ,kadın tane tane sorunlarını anlattı. İstedikleri anormal bir durum yoktu. Banyo,yemek,temizlik, angarya vb. Hepsininde düzeltileceğini eğer bir aksama olursa bana iletilerini söyledim. Binanın amirine sıkı bir düzenlemeyi söyleyip değiştirmerlerini söyledim artık kadınlar memnundu. Polisler biraz rahatsız olsada burada bir daha olay olmadı.

 

12 Eylül’ün ilk gecesi evde iken zaten eğitim elbiselerimi çıkarmadan yatmıştım o gece darbe benzeri bir şeyler olacağını sezmiştim. Doğru dürüst uyuyamamıştım zaten evden alınıp gidildiğinde saat gece iki civarı idi. Görevlendirmeden sonra zaten uyumamız mümkün değildi ,ilk gün çok hareketli geçti. Akşam oldu hareketlilik devam etti ,muhakkak bir şeyler oluyor ve oraya koşuşturuyorduk. Üçüncü gün de hengame devam etti ama artık uyku denen meretin değerini herbir kişiden daha fazla anlamış durumdaydım, arabanın içinde elimde olmadan saniyelik dalmalar sıklaşmaya başlamıştı. Üçüncü gece kabus gibiydi minibüs şoförlüğü yapan DSİ çalışanı acıyarak bakıyordu ikide bir de “komutan bir yere çekelim ,biraz kestir “ dese de bunun olamayacağını da aslında biliyordu. Dördüncü gğn artık insanlıktan çıkmıştık , gözlerimde yaralar oluşmuştu ,kırpıştırdıka canım yanıyor, kafam zonkluyor ,bir konuya odaklanamıyordum ha keza ütğm.de benden iyi değildi. En sonunda bağlı olduğumuz albaya gidip durumu anlattık ( bu aslında ilk gidişimiz değildi her seferinde nutuk dinlemiştik) Bu sefer herhalde ölüp kalırlar korkusu ile “gidin yatın” dedi. Sevinçle yatacak yer aradık fakat herşey son anda ayarlandığı için bizim için ayrı bir oda yoktu artık düşünemiyordukta yazıcılara emir verip iki ranzayı aşağıya indirdik ve onların odasına kurdurduk. Ütğm. alt ranzayı işgal edince bana yukarısı kaldı ( gerçi öğrencilikten bu duruma alışıktıktım) Tam yattık ki erlerin koğuşundan bağırtılar yükseldi ben ütğm.gitsin inşallah derken “Metin,bşr bakıver…” Hay bu şansın tekrar kuşanıp yukarı kata çıktım koğuşa girdiğimde ortalık savaş alanı gibiydi. Sonradan öğrendim tankcılarla piyadeler arasında kavga çıkmış biride kasstura ile yaralanmış. Baktım kimse dinlemiyor o saatte silahı havaya çevirip ateşledim. Bir anda herkes durdu. Hemen hızlıca müdahale ederek yaralıyı sıhhiyeye taşıdık. Zaten onlarda aynı binada idi. Askerin bakımı yapıldı . Kavga edenleri barıştırdım derken saatler geçiverdi. Artık ayakta duracak halim kalmamıştı. Sözde yatak odasına gittiğimde ütğm. çoktan uyumuştu. Sadece yatağa kendimi attığımı hatırlıyorum. Sonra…epey sonra garip bir takım seslerle uyandım fakat gözlerim sanki görmeyi unutmuş bir türlü netleştiremiyorum. Sonunda bizim albayı fark ettim, boyuna birşeyler söylüyor fakat kulaklar hala devre dışı. Meğer tam iki gündür yatıyormuşuz…Defalarca uyandırmaya çalışmışlar ancak başaramamışlar hiç hatırlamıyordum. Hatta albay bir ara  tepemizden soğuk su dökmeyi de düşünmüş,  olanları yazıcılar anlatmıştı. Üç gün uyumayınca vücudumuz iki günle intikamını almıştı.

 

 

 

 

 

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum