İstanbul
28 Haziran, 2026, Pazar
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

HÜSEYNÎ HAREKETİN FELSEFESİ -2

27 Haziran 2026, Cumartesi 12:42

Konunun daha iyi anlaşılması için bir örnek daha vereyim:

- “Yoksul birine sadaka veriyorsunuz! Şayet verdiğiniz bu sadaka onun ihtiyacını gidermek içinse ve başka bir gaye taşımıyorsa bu, “ahlaki” ve “vicdani” bir hareket olur! Şayet ona o sadakayı verirken sevap kazanma diye düşünülür ise bu, “dini” bir hareket (davranış) sayılır!”

İmam Hüseyin’in kıyamı da şayet İslam içindir dersek, bunun bu hareketinin “dini” bir hareket olduğunu kabul etmiş sayılırız! Fakat biz ısrarla imam Hüseyin’in bu hareketinin dini değil “vicdani” ve “ahlaki” bir hareket olduğunu söylüyoruz! Çünkü imam Hüseyin’in bu hareketindeki hedefi ne cennet idi ne de cehennemden kurtuluş ve İslam’a yardımda bulunmaktı! Zira imam Hüseyin’in sözlerinde “İslam tehlikededir, ben onu o tehlikeden kurtarmak için kıyam ediyorum” geçmiyor! Çünkü imam Hüseyin çok iyi biliyordu ki Allah Kuran’da, İslam dininin kıyamete kadar korunacağını tekeffül etmiştir! Dolayısıyla imam Hüseyin bu hareketini, onu davet eden o mazlumları korumak ve onların davetlerine icabet etmek için gerçekleştirmiştir! Nitekim şöyle diyor:

- “Ben, makam elde etmek (eşir), büyüklenmek (beter), bozgunculuk çıkartmak ve zulmetmek için çıkmadım! Benim çıkış/hareket hedefim; ceddimin ümmetini ıslah etmektir…” 

İşte imam Hüseyin’in kıyamının özündeki bulunan hedef, “ıslah” talebinde bulunmaktır. (Islah ile sulh aynı kökten geliyor!)

Şayet imamın bu hareketinden maksadın İslam ve din olduğunu söyler isek, dünyadaki tüm Şiilerin dini sloganları, imamları ziyaretleri, yaptıkları tüm davranışları ahlakî değil dinî olur! Yani imam Hüseyin’in ziyaretine gidenler, imam Hüseyin için değil, sevap kazanmak için gitmiş olurlar ya da onun kendilerine şefaatçi olması için giderler! Ve bu da çıkarcılıktan başka bir şey değildir!

Fakat aydınlar (yani Hüseyin’in bu hareketinin “vicdanî” ve “ahlakî” olduğunu kabul edenler), her zaman “biz ziyarete Hüseyin’in kendisi için gideriz, cenneti kazanmak ya da onun şefaatini almak gibi şeyler için gitmeyiz” düşüncesini taşırlar! İşte buradan, gayri Müslimlerden vicdan sahibi olanların, niçin imam Hüseyin’in ziyaretine geldiklerini de anlamış oluyoruz! Çünkü onlar, Hüseyin’in dinine iman etmiyor ve onun dini için gelmiyorlar, onun bizzat kendisi için ve kendisini insanî değerler uğrunda feda ettiği için onun ziyaretine geliyorlar!

Evet, dünyadaki özgür insanlar, gerçek anlamda imam Hüseyin’i ziyaret ediyor ve ona tazimde bulunuyorlar! Sizler, nasıl ki baba-annenizi ziyaret ederken o ziyaretten herhangi bir sevap beklemiyor iseniz, onlar da imamın ziyaretinden herhangi bir sevap beklememekteler! İşte bu, ahlaki bir ameldir!

Fakat şayet baba-annenin ya da sıla-i rahim ziyaretlerinin yapılması sevap almak için gerçekleştirilir ise bu, ahlaki bir davranış olmaz! Ego ve nefis için ve yine çıkar elde etmek kastıyla yapılan bir davranış olur! Daha doğrusu bu türden bir ziyaret, kıyamet günü sevap elde etmek ve cennete gitmek maksadıyla yapılır! Dolayısıyla, dindarların egolarından kurtulmalarını söylemek mümkün gözükmüyor! Yani diyebiliriz ki diğer normal insanların tersine, dindarların enaniyetleri dünyadan başlayıp, ta ahirete kadar genişletilmiştir! Çünkü genelde insan denilen bu varlık, “egoist/bencil” bir varlıktır!

Aslında “ahlaki davranış”; kendini değil, başkasını sevmektir! Şayet bir insan nefsinin esaretinden çıkabilir ve benliğini kırabilir ise, o taktirde başkasını da sevebilir!

Şayet Allah’ı seviyor ve O’na ibadet ediyor ve bunun karşılığında da O’ndan bir şeyler bekliyor iseniz, o taktirde bu yaptıklarınız, kendinizi sevmenizden ötürüdür! Burada Allah’a dair bir şey yoktur! Çünkü o ibadetleri ya cenneti kazanmak ya da cehennemden uzak kalmak için yapmış oluyorsunuz! Dolayısıyla imam Hüseyin, ilk bakış açısına (aydınların görüşüne) göre özgürlüğün imamıdır, ikinci bakış (avamın bakış) açısına göre ise, kulların imamıdır! Çünkü bunların görüşüne göre imam Hüseyin, bu hareketinde “vicdanî” ve “ahlakî” bir kasıt taşımıyordu, İslam dinine yardım etmekle sevap almayı düşünmüştü! Bunların kendi hareketlerinin tüm çıkış noktası sevap kazanmak olduğu için, imam Hüseyin’in de tüm yaptıklarının sevap kazanmak için yapıldığını, “vicdan” ve “ahlak” gereği yapılmadığını zannederler!

İslam’daki Kıyam Türleri

Müslümanların tarihine baktığımızda iki tür kıyamın (hareketin) var olduğunu görüyoruz. Bunlardan birisi “Nebi” nin kıyamı, diğeri de “imam Hüseyin’in gerçekleştirdiği kıyamdır!”

Nebi’nin kıyamı “dini kıyamdır!” İmam Hüseyin’in kıyamı ise “vicdani kıyam” dır! Nebinin gerçekleştirdiği “dini kıyam”, insanların tekamülünde tam anlamıyla yeterli olamadı! Çünkü dini kıyam; bütünüyle vicdana ve duygulara dayalı bir kıyam değildir! Zira dini kıyamda fetihler de söz konusudur! Fetihlerden kasıt, batıl olarak bilinen kültür ve inançları yok etmektir! Bunu gerçekleştirmek için ise, gerektiğinde erkekleri öldürmek, kadınları cariye almak ve mal-mülke el koymak gerekir! Bu durum, Nebiyle başlayıp 50 yıl devam etti! Bunların tümü, İslam için yapıldı ve bu yapılanlar, tümüyle İslam dinine yardım etmek içindi! Elbette ki doğru olanı da bu yapılanlardı!

Bunu her kes söylüyor! Nitekim Şiiler de gururla “İslam Ali’nin kılıcıyla ayakta durdu!” derler. Evet, doğrusu da odur. İslam güç ile yayıldı! Fakat bu yayılma, insanların vicdanını menfi yönden etkisi altına aldı ve gerçeği söylemek gerekirse, “insanî değerleri de ezdi”! Zira mücahit insanlar ve İslam ordusu bir bölge ya da şehre girdiklerinde çocuklara kıydı, kadın ve kızları cariye olarak aldı, erkekleri kılıçtan geçirdi, mal ve mülklere el koydu ve bu yapılanların tümü, 50-60 yıl devam etti. Bu tutum ve davranışlar tabiatı gereği Müslümanların vicdanlarını da katletti! Bundan ötürü birinin çıkıp da ölen bu vicdanları yeniden ihya etmesi gerekirdi!  Bu da vuku buldu ve bunu yapan şahıs da imam Hüseyin oldu!

İmam Hüseyin, insanlığın ve İslam’ın kalbidir! Evet Nebi bir din getirdi, putları ve cahiliyetten kalma birçok adetleri de yok etti, fakat bunların tümünü savaş kanalıyla gerçekleştirdi!

Bilindiği üzere savaş, duyguları katleder! Dolayısıyla, katledilen bu duyguların yeniden ihya edilmeye ihtiyacı vardır! Bundan ötürü de imam Hüseyin (as)’ın bu kıyamı, Müslümanların ölen vicdanlarını ihya etmek için kaçınılmazdı!

Aslında ne Kuran’da ve ne de sahih hadislerde Müslümanlar arasındaki zulmün ve zalimin aleyhine bir kıyamın yapılması gerektiğine dair bir delil mevcut değildir! Çünkü o dönemde hâkim güç Nebi’nin kendisiydi ve Nebi’den sonra da onun halifesi olduğunu iddia edenler ümmetin hakimiyetini ellerinde tutmuşlardı!

Kuran her zaman Müslümanları, yöneticilere destek olmaya davet etmektedir! Çünkü yönetim, Nebi’nin yönetimiydi. Nitekim Kuran:

- “İtaat ediniz Allah’a ve itaat ediniz Resule ve sizden olan emir sahiplerine de.” (Nisa :59) diye emreder!

Demek ki o dönemdeki hâkim otoriteye destek olmak zaruriyattandı! Çünkü İslam hükümeti yeni teşekkül etmişti!

Yani o dönemde İslam gelmeden önce Arap kabileleri dağınık bir şekilde yaşıyorlardı. Nebi de geldi ve bunları bir araya toplayıp onlardan bir hükümet teşkil etti! Bundan dolayı da o hükümeti destekleyecek ayetler gelmeliydi! Fakat Nebi’den kısa bir zaman sonra hükümetler dini kullanmaya başladı! Fetihleri gerçekleştirmek, ganimetler elde etmek ve halka tasallut kurmak için, “din” i bir araca dönüştürdüler!

Evet, Nebi İslamî bir ümmet var etti ama, o ümmet içerisinde tam manasıyla “vicdanı” var edemedi! Onu Ehl-i Beytine bıraktı! Böylece Kuran’ın yanına onları da koyarak ümmetine emanet etti!

Kuran: “Bugün size dininizi kâmil kıldım” (Maide :3) buyurmuştur. Amenna ki dinimiz Resulullah ile kemale ermiştir, fakat din, aynen anneden doğan bir çocuğun kâmil, yani hiçbir eksikliğinin olmadığı gibiydi. Fakat çocuğun kâmil doğması, onun artık gelişmeye ihtiyacının kalmadığı ve bakıma muhtaç olmadığı anlamına gelmez! Bebeğin sahiplenip, gıdası verilip ve böylece de gelişip büyümeğe de ihtiyacı vardır!

İşte Ehl-i Beyt’ ten olan imam Hüseyin de kâmil bir şekilde gönderilen o dinin gelişmesine yardımcı olmalıydı. O da öyle yaptı!

İKİNCİ BÖLÜMÜN SONU

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum