İstanbul
28 Haziran, 2026, Pazar
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

HÜSEYNÎ HAREKETİN FELSEFESİ -3

28 Haziran 2026, Pazar 22:13

İmam Hüseyin (as) ortaya çıktıktan sonra, ümmet içerisinde iki kesim oluştu. Bir kesimi, peygamberin de haber verdiği “insanlar yöneticilerinin dinine tabidirler” ifadesindeki gibi yöneticilerine ve mevcut sisteme tabi olup onu onayladılar! Diğer bir kesimi de vicdanları üzerinden hareket edip özgürlüğü ve imam Hüseyin’in izinde oldular!

İmam Hüseyin’in o hadisesinden sonra sürekli bir şekilde her 10 veya 20 yılda bir, ümmet içerisinde iç isyanlar gerçekleşti! Örneğin “Tevvabun”, “Muhtar Sakafi”, “Abdullah b. Zübeyir”, “Zeyd b. Ali”, “Medine”, “Abbasiler” ve bunun gibi hareketler başını alıp yürüdü! İslam ümmeti içerisinde oluşan bu ayaklanma harekatları, başka hiçbir ümmet içerisinde vuku bulmamıştır! Bu durum ise, o ümmetin zindeliğinin göstergesidir!

İran Sasani devleti 500 yıl, içerisinde hiçbir hareket olmadan yaşamıştır! Rum/Bizans devleti gelip onu ortadan kaldırana kadar devam etmiştir! Yunan yönetimleri de öyle. Bunların içerisinde nadiren de olsa bazı ayaklanmalar olmuştur! Fakat İslam ümmeti öyle kalmamıştır! Bu da imam Hüseyin’in bereketlerindendir ve bunlar, “vicdani harekâtlardır!”

Evet, imam Hüseyin’den önce üçüncü halife Osman b. Affan’a karşı bir harekât oluşturulmuştu! Fakat o harekât “vicdanî” bir harekât değil, “ekonomik” bir harekattı! Yani para ve mal için yapılmıştı.

Osman, Müslümanların ortak malını kendi adamları arasında taksim ediyordu! Halk da buna isyan etti. Hiçbir tarihçi Osman’a karşı yapılan o harekatın, Osman’ın dinden çıktığı, saptığı, fasık ve facir olduğu için yapıldığını yazmamıştır! Şayet öyle biri olsaydı, imam Ali asla onun can güvenliğini sağlama çabasında olmaz ve evine su göndermezdi! Dolayısıyla imam Ali’nin bu harekâtı da “vicdanî” bir harekattı!

Bizler inanıyoruz ki imam Hüseyin’in harekâtı, özgürlük, ahlak ve insanî değerlerin harekatıydı! Çünkü onun bu harekattaki kastı; zulmü mazlumlar üzerinden kaldırmaktı! Bunun dışında herhangi bir kastı yoktu!

Uyduruk Hüseyni kıyam algısına sahip avam halkın imam Hüseyin’in bu harekâtını ilk tahrif ettikleri yer, onu “bir İslami harekât” olarak görmeleridir! Yani imamın o harekâtını, “dini müdafaa harekâtı” olarak lanse etmeleridir! Oysaki o dönemin hâkim güçleri, yönetimlerinin meşruiyetini “din” den alıyorlardı! Dolayısıyla, hiçbir iktidarın dini ortadan kaldırmak istemesi mümkün gözükmüyordu! Hatta kafir olan Moğol Hulaku Han dahi İslam topraklarına gelip oraları hakimiyeti altına aldığında, o da Müslüman oldu! Onun Müslümanlığı kabul etmesi, aslında İslam dininin doğruluğunu kabul etmesi için değildi, onun kastı, iki “şehadet” kelimesini söylemekle kendini Müslüman gösterip milyonlarca Müslümanın kendine itaat etmesini sağlamaktı. Çünkü Müslümanlara göre “Ulü’l- emr’e” itaat farzdır ve Hulaku Han da bunu biliyordu. Bu inançtan dolayıdır ki Yezit ’ten sonra hilafet makamına gelip de fakat Yezit ‘ten daha kötü olan Emevî halifelerine dahi Müslümanlar itaat ediyorlardı!

Ayrıca imam Hüseyin, sistemin merkezine bir şeyi yerleştirmek için harekât etmedi ya da sistemin başına geçmek için de böyle bir harekatta bulunmadı! Dolayısıyla diyebiliriz ki imamın bu harekâtı “siyasi bir harekât” değildi! Aynı şekilde “dini bir harekât” da değildi. İmam Hüseyin’in bu harekâtı tüm insanların ve bizlerin de muhtaç olduğumuz “ahlaki bir harekattı!” Bunun için bizler imamın, “özgürlerin imamı” olduğunu söylüyoruz!

Fakat avam halkın ve onların sahip oldukları din adamlarının, imamın bu harekatının “dini bir harekât” olduğunu kabul etmekle o harekâtı boşa çıkarma ve güçsüzleştirme gafletinde olduklarını görüyoruz! Oysaki din, o dönemde mevcuttu ama vicdan yoktu ve insanların da “vicdana” ihtiyaçları vardır!

Yani o dönemlerdeki insanlara “korku” hakimdi! Dönemin insanları ve özellikle de Kufe halkı imam Hüseyin’in kim olduğunu çok iyi bir şekilde biliyorlardı! Nitekim imamın kendisi de aşura gününde savaş meydanında Kufelilerden oluşan ordunun karşısına geçip defaatle kendisinin kim olduğunu onlara açıkladı!

Kufe halkı, Valileri olan İbn-i Ziyad’ın da kim olduğunu gayet iyi biliyorlardı! Yezit’i de tanıyorlardı! Buralardan bakıldığında, insanın aklı ile hak ve batılı bilmesinin ve bunları birbirinden ayrıştırmasının yeterli olmadığını görmekteyiz! İnsanın hakkı bildikten sonra onu müdafaa etmesi için, çok güçlü bir vicdana da sahip olması gerekir! Yani, vicdan olmadan bilginin bir faydası olmaz! Vicdansız insan, aynen o dönemin Kufelisi, Medinelisi ve her zamanın Müslümanı gibi olur! Çünkü onların tümünde ve Müslümanların birçoğunda vicdan ölmüştür! Vicdan, yalnızca imam Hüseyin ile şehit edilen o 72 kişide mevcuttu! İşte onları şehadete hareket ettiren ve Hüseyin’in safında yer almalarını sağlayan şey de “vicdan” idi!

Kısacası “vicdan”, önemli etkendir! Şayet din önemli etken olsaydı, İmam Hüseyin döneminde de birçok din alimleri vardı, onlar imamın katledilmesini ve çocuklarının esir alınmasını nehyedip önlerlerdi!

Ayrıca imam Hüseyin’in İslam ve Kuran açısından döneminin yönetimine baş kaldırmama salahiyeti de vardı! Çünkü sığınacağı birçok dini ve şer’i nedenler mevcuttu. Nitekim kardeşi imam Hasan da öyle yapmıştı! Yani diyebilirdi ki ağabeyim imam Hasan da sulh etti ben de sulh ediyorum! Nitekim o gerekçelerle Emevîler’e imam Zeynel-Abidin, imam Muhammed Bakır ve imam Cafer sadık da biat etmişlerdi! Emevîler, Yezit ’ten daha kötüydüler! Örneğin Velid, Kuran’ı oklamıştı! Dolayısıyla Velid, Yezit ’ten daha kötüydü! Bununla birlikte imam Zeynel-Abidin buna biat etti! Ayrıca diğer imamların tümü de Emevî ve Abbasi halifelerine biat etmişlerdi!

İmam Hüseyin de biat edebilirdi, çünkü dini gerekçeleri mevcuttu! Fakat buna rağmen imam, bu gerekçelere ve dini naslara dayanmayı reddetti! Batınının (vicdanının) sesine kulak vererek bu harekata teşebbüs etti. Çünkü imam Hüseyin, yalnızca Müslüman değildi, bununla birlikte bir de “vicdan insanıydı!” Bundan dolayıdır ki, bizlerin de vicdana ihtiyacımız vardır! Yani İslam’dan daha çok vicdana muhtacız!

Evet, hamdolsun şu anda yer yüzünde 1,5 milyarın üzerinde Müslüman vardır. Hüseyin’in zamanında da onlarca milyon Müslüman vardı, neredeyse dünyanın 1/5’e yakını Müslümandı! Fakat maalesef ki vicdansız Müslümanlardı! Öyle ki, onların tümü de mücahitti! Yani mücahitler Müslümanların en seçkinleriydi! Fetihlere gidiyorlardı! O dönemde Rey şehrinin yönetimine talip olan o mücahit Müslümanlar, Kerbela’ya gelip imamı katlettiler. Çocuklarını esir aldılar! Çünkü onlarda vicdan yoktu! O taktirde diyebiliriz ki vicdan olmadan dinin hiçbir faydası yoktur! Dolayısıyla, Hüseyin’ siz İslam’ın da hiçbir faydası yoktur! Kısacası vicdansız insan, tıpkı kalpsiz insan gibidir!

(Buraya kadar söylediklerimiz, işin birinci boyutuyla ilgilidir!)

İkinci Boyuta Gelince

“Vicdan”; özgürlüğü icap ettirir! Hüseyin’in bu harekâtı “dini harekattır” diyenler, özgür insanlar değil, köle insanlardır! Bundan dolayıdır ki imam Hüseyin’i sürekli bir şekilde kendi çıkarları için kullanıyorlar! Yani bu kesim hala dahi benliklerinin esaretinden kurtulmuş değillerdir! Bunlar imam Hüseyin’i şefaat etmesi, onun üzerinden sevap kazanıp, rızık elde etmek için isterler! Bundan dolayı şayet şifa, şefaat, rızık vs. yoksa, Hüseyin de yoktur!

Bilindiği üzere din adamları kürsülerden sürekli şu anonsu yaparlar:

- “İmam’dan hacetinizi isteyin, Ebu’l-Fazlı’dan isteyin, neye ihtiyacınız varsa onlardan talep edin ki versinler!”

Bu şekilde hep o hakir nefsani arzularını ön planda tutarlar! Acaba imam Hüseyin’in yüceliği, yalnızca şu maddi şeyleri istemekten mi ibarettir?

Aslında o türden din adamları, imamı bu türden taleplere vesile kılmakla halkı aldatıyorlar! Hatta ihtiyaçlarını karşılasın diye Allah’ı dahi bir araç haline getiriyorlar! Allah’a ibadet etme üzerinden onlara cenneti, hurileri ve sarayları vermesi gerektiğini ve cehennemden kurtarması şartını koşuyorlar! Bu şekilde düşünen bir insan, gerçekte köle biridir! Özgür insan ise, nefsani arzularının esaretinden kendini kurtaran insandır!

Önceden de işaret ettiğimiz gibi, Hz. Peygamber (sav) ile imam Hüseyin’in hareketinin farkı şudur:

- “Nebi Muhammed’in (sav) hareketi, dini bir harekattır! Çünkü dini getiren Nebidir! Fakat imam Hüseyin’in harekâtı “vicdanî” bir harekattır!”

Diğer Bir Farkı da Şudur

Nebi ve diğer enbiyanın getirdiği özgürlükler, nefsanî arzulardan özgürleştirmektir! Buna felsefede “selbi özgürlük” denir! Yani Nebiler insanları bu türden özgürlüğe kavuşturmak için, sürekli bir şekilde “şehvete uymamayı, dünyadan uzak durmayı, ahireti talep etmeyi, hırs, tamah, cimrilik vs. gibi durumlardan sakınmayı” tavsiye ederler! Tasavvuf erbabının nezdindeki özgürlük de öyledir! Fakat imam Hüseyin’in bu harekatının insanlara verdiği özgürlük, “müspet özgürlüktür!” (Bu kavramları ancak, felsefe erbabı olanlar anlar!)

“Müspet özgürlüğü” şöyle izah edebiliriz:

- “Örneğin bir insan hapis yatmaktadır! Sürekli bu cezadan nasıl kurtulacağı düşüncesindedir! Hep bunun hesabını yapıyordur! Dolayısıyla, bu düşüncesi sonucu, adam hapisten kurtulup özgürlüğüne kavuşmaktadır!”

Yani insan, sürekli nefsani arzularının kafesine hapsolmuştur! Onun o kafesinden dışarı çıkması ve kurtulması için ona diyorlar ki, “cennet var, cehennem var vs.” Bunu demekle de onu kafesinden dışarı çıkarmak istiyorlar! Evet, o kafesten çıkıp özgür olabilir, fakat bu geçicidir! Yani kıskançlık, hırs, şehvet, kibir vs. gibi hasletlerinden kurtulabilir, ama yine de enaniyet kafesinden kurtulamaz! Çünkü, bu sefer de sürekli cenneti, huriyi ve cehennemden uzaklığı ister, böylece de sürekli çıkarlarını düşünmüş olur ve bu düşünce, yeniden insanı köleleştirir!

Fakat imam Hüseyin’in bu harekâtına ve o harekâtı içerisinde söylemiş olduğu sözlerine baktığımızda, onun nefsine asla kölelik etmediğini görmekteyiz! Dolayısıyla imam Hüseyin’in bu harekatının bir “aşk” ve “vicdan” harekâtı olduğunu söyleyebiliriz!

Diğer bir ifadeyle; imam Hüseyin’in bu harekâtı, yüceliğe ve insanî değerlere karşı, “aşk” ın bir harekatıdır! Bencillik hırsını bir dinamit gibi parçalayıp dağıtacak olan tek şey de zaten aşktır! Yani âşık olmak, nefsin etrafını çevreleyen hisardan insanın kurtulmasını temin eder! Dindarlık ise, insanı gelecekte de nefsine köle eder! Daha açıkçası dindarlık, insanın bencilliğinin daha da genişlemesine, yalnızca dünyayla sınırlı kalmayıp onun ahiretini kuşatmasına da vesile olur!

ÜÇÜNCÜ BÖLÜMÜN SONU

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum