TÜRKİYE NİN DEĞERLENDİRİLEMEYEN DEĞERLİ KAYNAKLARI DÖRT-2
28 Haziran 2026, Pazar 21:26Yazının ilk bölümünde esas olarak zümrüt ve beril grubu hakkında genel bilgiler yazmış ülkemiz ile bağlantısına hiç kurmamıştık. Bu bölümde asıl olarak bu yanını esas alacağız. Hep denildiği gibi “eğitim ,öğretim veya bilim aslında üretim içindir.” Elbette üretimde insanların daha refah içinde yaşamasını temin eder, bakış açısının bu düzlemde olduğunu yineleyerek yazımızı sürdürelim.
MADDİ AÇIDAN ÖNEMİ
Zümrüt ve beril grubu değerli taşlarının çoğunluğu tüm dünyada çok aranan ederleri çok yüksek olan birazda sosyal statü sağlayacıdırlar. Özellikle Amerika Birleşik Devletlerinde zümrüt en aranan ve pazarı çok yüksek olan bir taştır. Unutmayalım ki ABD dünyanın en büyük değerli taş satın alıcısıdır fakat en çok değer ifade eden iki taş yani “elmas ve zümrüt “ bu ülkede çıkarılmaz, ithalat yolu ile temin edilir (elmas ABD nin bazı kesimlerinde çok az olarak bulunur ancak asıl pazarın çok küçük bir birimini temsil eder)
Osmanlı ileri gelenleri ve özellikle Sultanlar da zümrüte çok değer vermişlerdir.
Avrupa içinde halen çok beğenilen ve aranan bir değerli taştır. Kısacası tüm dünyada da büyük bir pazarı olan bir ve satışı konusunda bir sorunu olmayan bir maldan (emtiya) bahsediyoruz. Bu yazıların amacı Türkiye’de var olduğunu göstermek halkı bu konuda uyandırmak,devleti yönetenlerin bu konuya ilgisini çekip düzenlemeler yapmasını sağlamak. Asıl önemli olup belirleyici ve kalıcı olan ise halkımızın bu konularda ki inanılmaz ilgisizliğini kırmak ve sahibi oldukları bu vatanın sadece toprağın üst kısmından değil daha derinlerinde ki kaynaklardan istifade ederek daha refah içinde yaşamasına katkıda bulunmaktır.
TÜRKİYE VE DEĞERLİ TAŞLAR
Gerçekler çoğu zaman acıdır ifade edildiğinde bu acılık hemen itici olmaya doğru gitmeye meyillidir.Bu tehlikeyi bilerek ve göze alarak devam edelim.Bazı tespitleri yapmak gerekiyor.
1-) Türkiye,bir imparatorluk devamı olan çok kısa bir iki dönem hariç boyunduruk altında kalmamış kısacası hep özgür insanların yaşadığı bir coğrafyadır. Bu çok önemlidir fakat bu açıdan olumlu değil olumsuz bir etkiye sahiptir! Gerçekten okuyanın garip sayacağı bir çıkarımda bulunuyorum.Neden hep bağımsız yaşamış bir ülke için bu durum olumsuzluk yaratsın ki! Açıklamasını alta yazıyorum.
A-) Türkiye ilk dünya savaşından yenik ayrıldı önce işgale uğradı ancak hemen toparlanıp “Kurtuluş Savaşı” nı büyük bir liderin önderliğinde bağımsızlığa kavuştu. Ancak bu büyük insanın erken ölümü pek çok bakımdan derin sorunlara yol açtı. Osmanlı zaten bilimsel gelişmelerin ve coğrafi keşiflerin asli nedeni olduğu halde (bu konu biraz karışık ancak isteyen bu konuda yazdığım yazıyı okuyabilir) kendisi Batı karşısında geri kaldı ve bedelini dünyanın var olan en değerli kaynaklarına sahip yörelerini kaybederek ödedi (Irak,Suriye,Arapistan,Yemen,Mısır,Lübnan,Ürdün,Cezayir,Libya,Tunus,Yunanistan,Bulgaristan,Romanya,Arnavutluk,Filistin,Kuveyt,Katar,Makedonya,Kıbrıs(bir kısmını),Ege denizinde binlerce ada ve daha bir çok yöreyi…) İlk dünya savaşı tamamen bu yörelerin ve çok zengin doğal kaynak ve yetişmiş insan gücünün eldesi savaşıydı. Kazanan ülkeler bu kazanımlarını garanti altına almak için bazı tedbirler aldılar. İşte bu tedbirler esasında bazı yasakları ve yasak alanları belirledi.Tahmin edeceğiniz üzere başta petrol olmak üzere ve diğer kritik maden ve de değerli taşları kapsayan bu tahakküm halen kısmen devam etmektedir.
B-) Batının bu tedbirleri arasında ; teknik ve bilimsel veri vermeme,çeşitli siyasi baskılarla madenlerin çıkarılmasını ülkenin durumuna göre sınırlama ve yasaklama,pazar baskısı ile üretimi engelleme,mümkünse o ülkemin yöneticilerini kontrol veya ilgili bilim insanlarını yönetme vb.
C-) Türkiye özelinde ise; büyük önderin kaybından sonra SSCB tehlikesi bahane edilerek ülke hızla var olan ekonomik ve siyasal sistemden koparılıp Batının işine gelecek şekilde değişime uğratıldı.Savunma sanayi çökertildi ve tamamen Batıya muhtaç bırakıldı yeni silah,uçak,gereç yaptırılmadı bunları yapmak için gerekli olan madenler ya çıkartılmadı ya da ham madde olarak çok ucuza satılması sağlandı. Bu tür fabrikalar kapatılıp yenilerinin kurulmadı önlendi özellikle tekstil ve kağıt gibi Batının çeşitli nedenlerle istemediği fabrikalara yönelindi. Bu konuda örnekler çoktur ancak kontrol altındaki basın bu gerçekleri hep gizlemiştir (Vecihi Hürkuş,Nuri Demirağ bu durumun örneklerindendir)
D-) Bizim özel durumumuz nedeni ile Batı bize karşı farklı politika uygulamıştır.Mesela Zambiya,Uganda gibi Afrika ülkelerine farklı politika yaptı bu ülkeler hem daha geri hem gerçek anlamda bağımsız olarak yaşamamışlardı hatta tarihlerinde bazıları ilk defa devlet kuruyordu. Bu nedenle Batı, elması,zümrütü,yakutu veya petrol ile doğalgazı buralarda buluverdi! Bizde ise (zaten o yıllarda ne ekipmanımız ne yetişmiş insanımız vardı) nedense bulamadılar…Burası çok önemlidir “ Bizim aslında sahip olduğumuz doğal zenginliklerimiz olmadığı için değil çıkarılırsa ellerinden de çıkacağı için çıkarımamıştır!” Çünkü bu ülke, gördüğü değerine sahip çıkacak yeterliliğe sahiptir oysa dünyanın başka bölgelerinde zaten aslında kendileri yönetimdedir, kukla olan satın alınmış yöneticiler sadece küçük çıkarlar karşılığı o makamlarda bulunmaktadır. İşte başta yazdığımız o garip cümlenin anası bu gerçeklerdir.
2-) Türkiye yakın,orta ve uzak tarih sürecinde hep başat rol oynamış bir ülkedir.Biraz tarih bilen biri için bu bilginin şu çıkarıma varması da çok normaldir “Yakın gelecekte yine başımıza dert olacaklar” evet herkesin derdi de sevincide kendine özgüdür. Türkiye böyle atılıma gireceği kesindir ve bunun ilk sonuçları alınmaya başlamıştır. Ancak çok önemli bir ayak hala aksaktır. Bu ayakda madencilik ve değerli taşlardır. Neden bunlar çok önemlidir? Aşağıya bazı açıklamalar koyuyorum;
A-) Petrol ve doğal gaz gibi hidrokarbon kökenli enerji kaynaklarının önemini sanırım sadece hatırlatmam yeterlidir. Burada sorun çıkarılması veya aslında bulunup çıkarılmamasındadır. Bu durumu aşmak için tarihimizde ilk defa ciddi girişimlerde bulunduk. (pek çok araştırma ve sondaj gemisi satın alındı vs.) Artık bu konu zaman içinde eğer Türk Halkı çok ciddi bir yanlış siyasi tercih yapmaz ise çözümlenme yönündedir. ( Batı ve Nato yanlısı Batıcı partiler geçmişte olduğu gibi bu kazanımları yok edebilirler!)
Değerli taşların aslında bizim için asıl değeri şudır; bu bağımsızlık çı ve yeni ileri hamlenin parasal olarak desteklenmesi gerekiyor yoksa Batı sermayesi ile bu sürecin devam etmesi zora girer. Kısacası bu topraklarda var olduğunu bildiğimiz elmas,yakut,safir,zümrüt,akuamarin,Turmalin,bor la ilişkili çok değerli adı pek duyulmamış ancak çoğu elmastan değerli ( jeremejevite,painite vb.) ve altın,platin,özellikle Nadir toprak Elementleri (NTE) satışı hem zenginliğin yaygınlaşmasını hemde bu hamleler için gerekli sermayeyi temin edecektir.
B-) Bor ve krom mineralleri Osmanlı döneminden beri hep ham olarak (taş olarak) işlenmeden çok ucuza satıldı.Bunlar sadece iki mineralden ibaret de değildir.( önceden bahsi geçen) emery ve toryum gibileride kapsar.Titanyum ve wolfram benzeri bazı madenler özellikle silah ve uzay sanayinde olmazsa olmazlardandır.Aynı şekilde bazı NTE ler de bu konumdadır.
TÜRKİYE DE ZÜMRÜT VE BERİL
Yazının ilk bölümünde bu değerli taşın hangi tip yataklarda bulunduğunu yazmıştık şimdi bu konuyu daha da anlaşılır hale getirelim.
1-) Özetle ve öz olarak, ilk kaynak tektonik diye geçeni açarsak; bu yatakların bizde karşılığı çok bilinen kaynaklardır.Bahsettiğim şey ise herkesin bildiği “kaplıca,ılıca “ benzeri Jeotermal oluşumlardır.Zaten ilçemiz ( Sarayköy) bu konuda öncü konumundadır. İlk jeotermal enerji santralı Kızıldere’de kuruldu.Hatta epey sonra bir belediye başkanımız bu kaynak ısıtma da kullanılmak üzere tesis kurdu.Yöremiz ve ülkemiz bu jeolojik kaynak yönünden gerçektende çok zengindir.(Sarayköy’den İzmir’e kadar hattı düşünün) Ancak burada da bir sorun var. Evet ilerleme yaptık artık sadece kaplıca olarak değil enerji de üretimi de yapıyoruz fakat bilmeliyiz ki bu yerle aynı zamanda zengin zümrüt ve diğer değerli taşlarında yatağıdır.Hatta altın da bu yataklarda bulunur.Demek ki bu zenginlik çok fazla çeşitlilik ifade ediyor.Sadece Ege değil pek çok yöremiz bu yataklar yönünden çok zengin bunu sebebi de bu yerlerin aynı zamanda deprem bölgesi olması gerçeğidir.Bir yazımda da yazdığım gibi “Deprem ,zenginlik kaynağıdır”
Depremlerin sebebi fay hatlarıdır.Fay hattıda , hareket eden farklı litosfer parçaları ile meydana gelir.Yerin (toprağın) hareketli olması çeşitli madenlerin bulunmasında çok etkilidir (yükselterek görünür hale getirebilir)ayrıca bu yarıklardan yerin çok altına inen sular ısınıp tekrar yüzeye çıkabilir .
2-) İkinci bir kaynak da yanardağlar demiştik.Çoğu kişi yanlış bilir veya hala öyle öğretilir ve sanılır ki Türkiye'de beş on tane yanardağ var…Oysa durum çok farklıdır.Türkiye yanardağ sayısı bakımında bütün Avrupadan daha zengin olduğu gibi dünyada da ilk sıralardadır.
Peki yanardağlar bize ne sağlar? Arkadaşlar yanardağlar, asla ulaşamayacağımız erimiş ve gaz halindeki çok değerli elementlerin (altın,beryllium,platin vb.) ve de bu sebeple minerallerin yüzeye ulaşmasını temin eden doğal araçlardır.
Konumuz olan zümrütün oluştuğu yataklardan biri de yanardağlardır. .Ayrıca buralar daha pek çok (safir,yakut, altın vb.) değerli materyalin sağlayıcısıdır.
3-) Zümrütün bir üçüncü yataklarıda “metamorfik kayaçlardır”. Metamorfizma özellikle Batı Anadolu da çok yaygındır.Bu değerli yataklardan uzun süredir en ucuz olan Mermer,Traverten benzeri mineralleri çıkararak istenilen kadar ülkeye gelir sağlanamamıştır.Ne yazık ki pek çok mermer üreten firma bilgilendirilmediği için içinde olan zümrüt gibi çok pahalı değerli taşların varlığından bile haberi yoktur… Oysa bu yataklar aynı zamanda yakut ve zümrütün de oluştuğu yerlerdendir.
4-) Diğer bir yatak çeşidi ise yazıda geçen “Evaporatik yataklardır.”
Bu kaynak ne yazık ki en az bilinendir.Hemen hatırlatayım,dünyanın en kıymetli ve çok olan zümrüt yatağı Kolombiya'da ve bu yatak cinsi ise “Evaporitik yataklardır”. Türkiye bu yataklardan tuz,jips,bor(!) vs. çıkarır.Ancak buraların çok değerli zümrüt yatağı olduğunu bilmez.
SONUÇ OLARAK
Türkiye elindeki değeri kullanamayan ülke konumundadır.Ayrıca Batı kafası ile yaşam sürdüren ve bu nedenlede oltaya gelen sözde “aydın ve çok bilmişlerin “ ülkesidir. Bu kişilere kalsa ne altın çıkartılır ne de petrol.Tabi bu baylar ve bayanlar ülkenin kaymağını yiyen ve asla geçim sıkıntısı çekmeyen kesimidir. Her başarıyı küçümseyen her değeri küçültmek için kulp bulan bu kişilere öncelikli olarak doğru bilgilendirme yapılarak Batı bugünkü bu seviyesine nasıl geldiği doğru izah edilmeli ve çoğunluğu oluşturan ne yazık ki en az bilgilendirilenlerede ulaşılmalıdır.
Bu bölümde bir iki örnek vermek istiyorum.1960 ihtilalinden sonra iyi niyetle baştaki yöneticiler ülkede altın üretimi için harekete geçer. Şöyle düşünürler; Heredot tarihinde Lidyalıların çok miktarda altın ve gümüş çıkardığı yere Almanya’dan uzmanlar getirilerek parası ile araştırma yaptırılır. Sonuçta şöyle olur “ Lidya’lılar bütün altını çıkarmış…” Ne yazık ki bu güzel girişim başarısız olur. O yıllarda bu konuda yetişmiş uzmanımız yoktur. Bir bilgi daha vereyim “Siyanürle altın arama” tam anlamı ile madencilikte bir devrimdir. Ve öyle çok eski tarihli de değildir. Siyanür ağır elementleri (altın,platin,gümüş vb.) oranı çok azda olsa rantabl çıkarılmasını sağlar. Lidya döneminde çok ilkel metotlar ile altın çıkarılmıştır. Diyeceğim o ki yazılan rapor aslında bizimle dalga geçmekten farkı yoktur. Ne yazık ki bugün artık yüzlerce uzmana sahip olduğumuz halde çeşitli bahanelerle (çevre,zehir,kirlilik vs,) değerli maden ve taşların çıkarımı bizzat içeriden engelenmeliktedir. Türkiye Bergama Altın Madeni işletmesine kadar hiç altın çıkarmamıştır (Bakır madeninde bulunan altın için Almanya ile anlaşılmış ve dünya altın piyasasına hakim olan bu devlet elbette kendi çıkarını gözetmiştir.) Bugün artık onlarca altın çıkarma tesisine sahibiz. Eğer Pandomi olmasa idi bu yıl 100 ton altın çıkarmış olacaktık (bu sebeple 40 ton civarında çıkarılmıştır)
Ayrıca ekleyeyim Atatürk döneminde altın çıkarılmıştır .Bir not daha,Bergama’da köylüyü örgütleyicilerin Almanya hesabına para karşılığı çalıştığı ortaya çıkmıştır. Nasıl ki “hayvan hakkı “ diye yırtınan bazı kişilerin bu işi çıkar karşılığı yaptığı biliniyorsa artık halkımızın uyanması gerekiyor.Uyandırmanın ilk şartı da bu işten doğrudan kendisininde yararlanılacağının anlatılmasıdır.
Yaşayarak tecrübe ettiğim çok acı bir gerçeği ifade etmek zorundayım.Üniversitelerde özellikle değerli taş konusunda yetişmiş uzman çok azdır bir kısmı tamamen Batının güdümündedir. Ancak böyle olduklarında kariyerlerinde yükselme olabilmektedir. Bunun verebileceğim çok örneği mevcut ancak polemik konusu olsun istemiyorum. Elbette sorulursa anlatabilirim. Fakat çok önemli olduğu için tekrarlamak istiyorum. Ülkemizde elmas sadece “Kimberlite bacalarında” bulunur diye yerleşmiş bir eski ve eksik bilgi mevcut. Pek çok yerde bu durum karşıma çıktı. 1980 yıllardan sonra (ilk defa Avusturalya’da) Lamproitlerde elmas bulundu. Sonra pek çok ülkede de Lamproitlerde bulundu.(bu konuları çok yazdım oraya bakılabilir) hemen ekleyeyim, Türkiye’de yüze yakın lamproit bacası olduğu kesinleşmiş durumdadır ( Her baca kardeşleme ile ortalama 30 bacaya sahiptir) Sadece Batı Anadolu'da altı ilimizde bulunduğu yabancı bilim insanlarınca da yazılmıştır.Dünya geneli ortalamasıdır; her bacanın % 10 elmas taşıyıcısıdır ekonomik değer ifade eder.
Yazının bu bölümünü bu şekilde bitiriyorum.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum