İstanbul
01 Temmuz, 2026, Çarşamba
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

HÜSEYNÎ HAREKETİN FELSEFESİ -4

01 Temmuz 2026, Çarşamba 19:52

Nebi zamanındaki müşrikler, yalnızca dünyayı ve dünyeviliklerini düşünüyorlardı. Onların egoları, yalnızca dünyevilikti! Bu dünyevi enaniyetleri, tarihteki o denli harp, kıskançlık, düşmanlık ve kindarlıkların sebebi oldu! Nebi de gelip bu daireyi genişletip şöyle dedi:

- “Şu yoksulluklara sabredin! Kindarlığı, kıskançlığı ve düşmanlığı terk edin! Şayet iman eder iseniz, bunların tümünün karşılığını ahirette alırsınız!”

Bundan dolayıdır ki Kuran, sürekli olarak Müslümanlar ile ahlak mantığı üzerinden değil, ticaret mantığı üzerinden diyalog kuruyor! Yani İslam, Allah ile irtibat kurma mantığını ahlaki değerler üzerinden değil, ticaret mantığı üzerinden kurmuştur! Örneğin şöyle demiştir:

- “Ey iman edenler! Sizi bir azaptan kurtaracak bir ticareti size göstereyim mi? Allah’a ve peygamberi ’ne iman eder, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz!..” (Saf: 10)        

Tabi ki bu cihadın sonucu da ahirette cennet ve huri olacaktır! Yani bu türden iman etmeler, insanın enaniyetini yok etmiyor! Yalnızca dünyadaki arzu ve isteklerini ahirete ertelemiş oluyor! Evet bu güzel bir şey olabilir, fakat insanın enaniyetini yok etmez! İnsanı başka bir insan eder! Yani bu sefer de insan, dünyevi nefsini tatmin etmek için din ve uhrevi hayat ile insanları kandırmaya koyulur ve öteki alem inancı üzerinden insanların sırtına binmiş bulunur! Belirli bir makama sahip olmak için, ne kadar anlamsız ve hurafeler varsa, dinin içerisine sokar ve bu hurafeler üzerinden belirli bir konum elde ettikten sonra da insanları kendilerine köleleştirmeye başlar!

İmam Hüseyin’in Bu Harekatının Bir Başka Boyutu da “Özgürlüktür!”

“Özgürlük” insanın cevheri ve yapı hamurudur! Batılılar bunu çok güzel keşfetmiş ve değerini anlamışlardır! Fakat bizim kürsü ehli din adamlarımız Batının bu özgürlük anlayışını hem yanlış anlamış hem de yanlış anlatmaktalar! Onların özgürlükten anladıkları şey, “hayvani özgürlüktür!” Onlar onu öyle anlayıp öyle de anlatıyorlar! Aydın insanların bu özgürlükten yararlanıp, alkol aldıklarını ve fısk-ı fücurda bulunduklarını iddia edip duruyorlar!

Aydınlar da bu gibi bir iddiada bulunan din adamlarına şu karşılığı veriyorlar:

- “Aslında hayvani davranışlar cennette size ait bir davranıştır! Bizde böyle bir şey yoktur! Sizin cennetteki o özgürlüğünüze biz katlanamayız! Böyle bir hayvanlık bizde yoktur! Bizlerin talep ettiğimiz özgürlük, aslında insana ait özgürlüğe saygıdan ötürüdür! Bizde insanlık ve insanca özgürlük vardır! Özgürlük budur! Biz, dindarlar gibi cennette hayal ettikleri hayvani özgürlükte boğulamayız!”

Emevîler tarafından İmam Hüseyin’in önüne koyulan özgürlük ise şöyle bir özgürlüktü:

- “Ya Yezid’e biat edeceksin ya da öldürüleceksin! Bunun üçüncü bir yolu yoktur.”

Önceden de dedik ki, dini açıdan imam Hüseyin öldürülmemek için biat edip kendini kurtarabilirdi ve sığınabileceği birçok şer’i ve dini gerekçeleri de vardı! Fakat imam ölüm ile kalım arasındaki özgürlük hakkını, dini gerekçelerin zahirinden yana kullanıp kurtulacağına, batınindeki vicdanından yana kullanıp ölümü tercih etti ve bu tercihiyle de özgürlük talep etmekle kemale erdi!

İmam Hüseyin’in özgürlüğü, Kuran’da geçen: “İsteyen iman etsin isteyen inkâr etsin” (Kehif:29) türünden bir özgürlük değildi! Yani Kuran’ın teklif ettiği bu özgürlük, suni bir özgürlüktür! Oysaki özgürlükte asıl olan “vicdandan kaynaklanan özgürlüktür!” Kuran’ın teklif ettiği bu özgürlüğün karşı tarafa hiçbir faydası yoktur! Çünkü Kuran önce: “İsteyen iman etsin isteyen inkâr etsin” diyor ve ayetin sonunda da:

- “(Şayet inkâr eder iseniz:) Biz, zalimlere çeperleri kendilerini kuşatan bir ateş hazırladık. İmdat diyecek olsalar, yüzleri kavuran erimiş bakıra benzer bir su ile imdatlarına koşulur. Ne kötü bir içecek ve ne kötü bir dinlenme yeridir!” (Kehif: 29) diyor!

Kuran’ın bu yaptığı, aynen klasik bir diktatör yöneticinin yaptığına benziyor! O da halkına: “Siz özgürsünüz! İster benim kurduğum partiye/rejime/sisteme uyarsınız, isterse de diğer ideoloji ve görüşleri kabul edersiniz! Bunlarda özgürsünüz! Ama şayet başka hizip ve ideolojiyi kabul eder iseniz, sizi yakarım, hapse atarım, malınıza-mülkünüze el korum, evlatlarınızı öldürürüm, soyunuzu kuruturum vs.” Şimdi acaba böyle bir özgürlüğe, “özgürlük” denir mi?

Dincilerin özgürlük vaatleri de bir tür böyledir. İnsanlara; “özgürlük vardır”, çünkü Kuran: “İsteyen inansın isteyen inkâr etsin” diyor diye bu ayetten bahsediyorlar, fakat ayetin sonunun ne olduğunu söylemiyorlar, yani imam Hüseyin’in özgürlüğünü pratiğe dökmemize ve amele dönüştürmemize müsaade etmiyorlar!

Kuran önce: “İsteyen inansın isteyen inkâr etsin” diyor ve hemen peşince de “Biz, zalimlere çeperleri kendilerini kuşatan bir ateş hazırladık…” diyor! Peki inkâr edenleri niçin hemen o sözün peşince tehdit ediyorsun? Hem de nasıl bir tehdit; kabir azabı, cehennem çukuru, ateş vs. Bu kadar korkunç tehditlere rağmen din adamları diyorlar ki “sen hürsün!” İster iman edersin ister inkâr edersin!

Hayır! Asıl özgürlük imam Hüseyin’in özgürlüğüdür!

İyi düşünüldüğünde imam Hüseyin’in her iki davranışı da onu rıza-i İlahi’ye (cennete) iltihak ederdi. Yani zamanının zalimi olan Yezid’e biat etmiş olsaydı, yine de dini gerekçeleri vardı ve cennete giderdi, ona isyan etse de cennete giderdi ve her iki harekâtı da doğruydu! Fakat vicdana en yakın olanı, onun o yaptığıydı! Kıyamın onun vicdanına en yakın olmasının alameti ise, o yapılanların yapana çok ağıra mal olması ve çok büyük acılar vermesidir! Yani onun ve her kesin vicdana dayalı yaptığı işlerinin eseri; “gördüğü zararın değere, çektiği acının ise şerefe dönüşmesidir!”

İmam Hüseyin Kerbela meydanında şöyle dedi:

“O zina zade oğlu zina zade (İbn-i Ziyad) beni iki şey arasında tercihe zorlamıştır; ölüm ve boyun eğme! Bizde boyun eğme yoktur!”

İmam Hüseyin, diğer sahabeleri (Hür b. Riyah) gibi şöyle demedi: “Ben nefsimi cennet ile cehennemin ortasında görüyorum ve cenneti tercih ediyorum!”

İmam Hüseyin şunu dedi: “Beni, ölüm ile boyun eğme arasında koymuşlardır ama, bana cenneti dahi verseler ben boyun eğmem ve biat da etmem!”

Yani diyordu ki “benim nefsim zilleti kabul etmez!” İşte özgürlük bu kelimenin içerisindedir ve “müspet özgürlük” budur! Bizlerin mahrum kaldığımız özgürlük, işte “bu özgürlüktür!” Hayvani özgürlük değildir!

İmam Hüseyin’in yaptığı bu hareketin akli boyutuna kısmen işaret ettikten sonra, şimdi de kısmen duygusal boyutuna işaret edeceğiz!

Hüseyni Hareketin Duygusal Boyutu

Bu konuyu işlerken, aydın ve kültürlü insanlara da biraz gönderme yapacağız!

Elbette ki Hüseynî harekatın duygusal boyutu, avam halkın ölmüş Hüseyinleri için yaptıklarıdır! Yani Hüseynî harekatın duygusal boyutunu, avam halk kesimi ortaya koymuştur! Fakat şunu da itiraf etmeliyiz ki, harekatın duygusal boyutu da insanlar için gerçekten önemli bir husustur! Çünkü insan, yalnızca akıldan ibaret bir varlık değildir. Hatta gerçekte “vicdan” da büyük ölçüde “insani duygulardan ibarettir!” Zira insanın vicdanı duygusuz gerçekleşmez!

Kimi aydınlar imam Hüseyin’in kadın ve çocuklarını beraberinde getirdiği için ona saygı gösterilmemesini söylerler!

Şunu bilelim ki imam Hüseyin, kadınları onların rızası dışında alıp getirmedi! Ev halkını ve çocuklarını da öyle! Kadınların kendilerinin imamdan, onunla yola koyulmalarını talep ettiklerini okuyoruz!

Bizler, imamın beraberindeki bütün kadınlara, günümüzdeki bize hâkim kültürümüz üzerinden bakmaktayız! Yani erkeklerin kadınlara hakimiyeti ve onları diledikleri yere götürdükleri üzerinden meseleyi değerlendiriyoruz! Bu bakış, menfi bakıştır! Oysaki durum zannedildiği gibi değildir! Tarihi kaynaklara baktığımızda imam Hüseyin’in kız kardeşi Zeynep, eşi Abdullah b. Cafer’den, kardeşi Hüseyin ile yola çıkması için izin alıyor ve imam ile o harekata katılmak için ısrar ediyor! Dolayısıyla diyebiliriz ki “Zeynep olmasaydı, Kerbela’da kalmazdı” sözü doğru bir sözdür! Yani bu harekatın asıl dinamikleri kadın ve çocuklardır! Onların Kerbela’ya gelmeleri, kendi hür iradeleriyle olmuş ve yaptıkları bu seçimin müspet bir seçim olduğu sonraları anlaşılmıştır!

İmam Hüseyin’in eşleri de yine onunla yola çıkmak için ısrar etmişlerdir! İmam onlara, bu durumun sonunda tehlikelerin bulunduğunu ve kendisinin öldürüleceğini de söylemiştir! Fakat buna rağmen hanımlar onunla yola koyulmayı ısrarla talepte bulunmuşlardır. Yalnızca kardeşi Zeynep değil, onun çocukları da anneleri Zeynep ile gelmişlerdir ve onların gelişleri de babaları Abdullah b. Cafer’in izniyle gerçekleşmiştir!

İkincisi; dedik ki bu harekatın duygusal boyutu, gerçekten önemli bir boyuttur. İmam Hüseyin “vicdani” bir harekât gerçekleştirmek istiyordu! Şayet Hüseyin yalnız başına öldürülseydi, vicdanları bu kadar harekete geçiremezdi!

Derler ki imam Hüseyin, aynen Hariciler gibi 70 kişiyle birlikte zamanın halifesine karşı isyan çıkardı ve hepsi de öldürüldü! Fakat kadın ve çocuklarla birlikte harekete geçmesi ve o şekilde öldürülmesi, artık vicdanlarda affedilir gibi değildi! Yani imam Hüseyin ve etrafındaki o 70 kişi öldürülseydi, ona bir kılıf bulunabilirdi! Fakat tek kılıf uyduramadıkları şey, kadınların ve çocukların gözleri önünde öldürülmüş olması ve onları da esir almalarıydı!

Bu kadınlar; İmam Ali’nin kızları ve peygamberin torunlarıydı! Bunları kim gördüyse vicdanları tahrik oldu! Tahrik olmayanlardaysa zaten vicdan yok olmuştu! Demek ki imam Hüseyin’in vicdani harekâtını tamamlayan şeylerin başında gelen şey, bu çocuk ve kadınlardı! Yani hem imam Hüseyin bunun böyle olmasını istemişti hem de kadınlar!

Demek ki “duygusallık” ve “duygu” boyutu” budur! Evet, aydınlar da bu türden duyguların coştuğu meclislere gidiyorlar, fakat asıl musibet, avam ve din adamlarının kendisidir! Öyle bir Hüseyin anlatılıyor ki, sanki Hüseyin bir yudum su için ağlamış! “Ey insanlar! Sizin şerefinize ne olmuş, bana bir yudum su verin” demiştir!

Acaba Hüseyin gibi özgür insanlar bir yudum su için nefislerini öne çıkarırlar mı? Kanaatimce bu türden özgür insanların maddi şeyler için kendilerini harcamaları mümkün değildir!

Gelenekçi din adamlarının avam halk içerisinde imam Hüseyin’i bu şekilde anlatmaları, insanları ağlatıp kendi ceplerini doldurmalarından dolayıdır! Bu nedenledir ki Kasım’ın evlilik hadisesi, Sakine’nin babasıyla konuşması vs. gibi onlarca yalanlar uyduruyorlar! İmam Hüseyin’i, oğlu Ali Ekber ve kardeşi Abbas’ı da yine bir yudum su için ağlatıyorlar! Evet, ağlamak duygusal bir meseledir ve güzeldir de fakat bu, imam Hüseyin’in, oğlu Ali Ekber’in ve kardeşi Abbas’ın şahsiyetini ayaklar altına salacak ve izzetiyle oynayacak bir şekilde olmamalıdır! Ve yine insanları (çok özür dileyerek) havlatarak ve ulatarak onlara ağlatmamalılar!

Aydın insanların avam insanlardan imam Hüseyin’e daha yakın olmalarının nedeni şudur:

- “Uydurulmuş Hüseynî kıyam algısına sahip olan avam halk, evet imam Hüseyin için göz yaşı döküyor, siyahlar giyiyor, göğüslerine ve kafalarına dövüyor, yiyecek ve içecek ihsan ediyorlar, fakat tüm bunları yapmalarındaki maksatları, “sevap” elde etmek içindir! Yani kendi nefislerini düşünmektir!

Kürsülerde vaaz eden uydurulmuş Hüseyni kıyam algısına sahip olanlar, avam halka sürekli şunu telkin etmekteler:

- “Ey Hüseyin dostları! Aşura gününde ya da erbain’ de bu gibi işleri yapınız, dininiz ve amelleriniz olmasa da şu dediklerimi yapar iseniz tüm günahlarınız bağışlanacak ve cennet size vacip olacaktır! Siz yeter ki ağlayın, ağlaşın ve hatta gerekirse yalan da olsa kendinizi ağlamış gibi lanse edin!”

Bu türden yalanların karşısında büyük alim ve müçtehitler de sessiz kalınca, kürsüdeki molla ve mersiyehanlar, ne kadar yalanlar varsa hepsini de halka anlatıyorlar, hatta yalan uydurmada bile birbirleriyle yarışıyorlar!

Aydınların avam halktan imam Hüseyin’e daha yakın olmalarının nedeni işte budur! Yani aydınlar için onların vicdanlarına en uzak olan şey “yalandır!” Sloganlara tazim etmek gibi uydurulan bir yalandan dahi beridirler!

Aydınlar imam Hüseyin’e, onun “Hüseyin” olduğu için ve zalimin zıddına yaptığı harekattan dolayı ona tabidirler! İmam Hüseyin’in aydınlar nezdindeki azameti, avamın zannettiği gibi Hüseyin, henüz annesinin karnındayken ona ağladığından, onun ilk mersiyesini peygamberin okuduğundan, Cebrail’in onun ölümünü peygambere haber verip ona başsağlığı dilemesinden, Cinlerin ona biat etmesinden, gökte meleklerin yerde cinlerin, dağların ve taşların ona yas tutuşu gibi hurafe şeylerden dolayı değildir! Aydınların Hüseyin’e bağlılıkları, onun zulme karşı duruşu ve mazlumlara yardım edişinden dolayıdır! Onların nezdinde tek başına bu durum, imam Hüseyin’in yüceliği için yeterlidir! Çünkü onlara göre imam Hüseyin, kendi yüceliğinden dolayı şehit oldu, o harekâtı tüm insanlık için bir kanıt oluşturdu ve özgürler için bir ders oldu!

Evet, şu andaki ve her zamandaki özgürlük aşığı insanlar, özgürce yaşamayı, güven içerisinde rahatça yaşamaya tercih eden insanlardırlar. Yani özgür ruhlu insanlara göre güven içerisinde köle ruhlu yaşamaktansa, terör ve güvensizlik içerisinde olup ama özgürce yaşamak daha iyidir! Bunlara göre, ortamın güven ve emniyetli oluşu ama özgürlüğün bulunmayışı, davarlara has bir ortamıdır! Günümüzdeki hâkim sistemler hem insanların özgürlüklerine müsaade etmez hem de teröristlerin önünü alıp insanları güven içerisinde yaşatmakla gurur duyarlar! Oysaki gerçek insan karakterine sahip olanlar, özgürce güvensiz yaşamayı, güven içerisinde olup kölece yaşamaya tercih ederler!

Özgür insanların dini ve mezhebi olmaz! İmam Hüseyin’in arkasında şehit olan o 72 özgür insanın içerisinde Hıristiyan Vehb el-Kelbi ve hanımı da vardı. Bunların imam Hüseyin’in dinine teslim olduğunu söyleyen ya da yazan yoktur! Bu Hıristiyan Vehb, dininden ya da soyundan dolayı imam Hüseyin’e katılmadı, bir tarafta zalim, diğer tarafta da mazlumu görünce, mazlumun safında yerini aldı!

Züheyr b. El- Kayn da öyle! Bu da imam Hüseyin’in gerçekleştirdiği o harekât içerisinde yer alan büyük mücahitlerdendi! Şii de değildi Sünni biriydi! Yani halife Osman taraftarlarındandı! Ömrünün sonunda ve son nefesinde dahi mezhebinden dönmedi! Fakat onda “vicdan” vardı. Bundan dolayı ben bu harekata “vicdan harekâtı” diyorum!

Dindar olup İslam’dan (dinden) müdafaa edenler ile Hüseyni olup insan, vicdan ve insani değerlerden müdafaa edenler bir değildirler!

Bizlerin bu dönemimizde İslam’ı müdafaa etmemize ihtiyaç yoktur! İnsanı ve insanlığı müdafaa etmeye ihtiyacımız vardır! Tehlikede olan İslam değildir, insan ve insanlıktır!

Günümüz dünyasında insanlar mesh oluyor (İnsanlıktan çıkarılıp başka şeylere dönüştürülüyor!) Bizlere düşen, bozulan bu insanlığı yeniden Hüseyni ruh ile ihya etmektir! İnsanı izzeti, şerefi ve haysiyetiyle yaşatmaktır! Hüseyni harekatın oluşmasındaki asıl gaye budur!   

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum