İstanbul
06 Ağustos, 2026, Perşembe
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

TÜRKİYE SİYASETİNDE PSİKOLOJİNİN İKTİDAR GADDARLIĞININ ELEŞTİRİSİ

06 Ağustos 2026, Perşembe 19:03

Başlık tuhafsa kesin yanlıştırcılara  , kötü bir varsayımla devam edelim. Yanlış da bulunan “yan “ yanlışın iyilik-kötülük  veya doğru - yanlış ile alakası  olmadığının açık delilidir. Anlaşılacağı üzere bir şeyden  yana olmak ile yanlış olmak arasında bir sırık ( l) bulunmakta tabi şeyin şeyinin “ş” side unutulmadan…

Her milletin harmanlanıp piştiği ;  tarihi, kültürü bulunur. Her birey normal olarak bu harmanın ürünü olup bazı benzemezlerle sık benzerlikler hep o karşımın,  hafiften de değişime  giden yolunun girinti ve çıkıntıları dır, buralardan geçen birey pikap iğnesi gibi  geçtikçe ses verir . Çıkan ses otomatiktir özel olarak çaba sarf etmeye ihtiyaç duyulmaz ancak bazı uyanıklar ki durumun biraz farkındadırlar ; duyduklarına beyni dudak büksede sıradanlığın akıntısında gidip amaçladığının aracı yapıverirler.

 

Türk Milletinin binlerce yılın yonttuğu töreleri , aradan geçen zamana ayak direnen her zaman tam yararlı olmasa da denenmiş kabullerdir. Siyasetci bu kabullerin arasından elleri havada alkışlar arasında geçerse toplumun karar vericisi olma yoluna  o kadar yakın olmaya meyillidir. Akıllı veya akıllandırılmış veya darbelerin düzenlediği kişiler milyonları mı yoksa beyni mi ikilemini çözmüş , anahtarını da uzak geleceğe atmıştır. 

 

Okullara gideriz ,okullarda çoğu zaman yabancı toplumların töre veya töreden türemiş toplum bilim bilgilerini beynimize giydirmeye çalışırız. El mi yaman !  beyin mi yaman !  Bu soruya cevabı verenle beklentiyi bekleyen aynı olmamıştır olamaz da. Formülü ,laboratuvarı olmayan toplu bilim alanında fosil arayanlar siyasi fosil olmaya mahkumdurlar. 

 

Geçmişin ihtişamlı tarihsel başarıları aslında mazinin  çokça sıkıntının çıkardığı sesin hala duyumsallamanın da getirisinde var olabilmektedir.

İnsanlar , on yıllar sonraki başarıların  günün sorunlarına takılmasını değil anlık çözümlere meyillidir. Bu konuda en ileri yol alan “din” lerdir. Onlar insanlara hayal edilebilecek en uzak gelecekte var olacak çok yüksek çıkarları için günlük kazanımlarının ortağı olurlar , bilmezler ki bu ortaklık tek taraflı senedin kontrolündedir.

 

Türk Milletine seslenenler bu sesin geçtiği tarihsel süzgeçleri bilemedikleri zaman bar bar bağıran yabanın rap çisi  olurlar. “Su küçüğün  söz büyüğün   “ atasözünün arkasındaki gerçeği bilmeyen biri  “Su “ nun yanındaki “s “ nin  değişimini de bir türlü anlayamaz sanırki küçükler her daim suya önce sahip olurlar…Sözdeki ne “küçük”  çocuktur ne su da sudur. Türkler siyasi ve askeri liderleri yaşlarına bakmaksızın “büyük “ görüp, büyütürler. 

 

 

Uçsuz bucaksız bozkırlarda binlerce yıl yaşamış atalar o şartlara uygun töreyi deneye sınaya yarattılar. Ocağa katılana ,gelene “gelin” dediler kalıcı olmayıp kuşlar gibi konup gidenler de “Konuk”  Konuklar gök tanrının yolcularıdır ,ağırlıkları yüksektir ve iyi “ağırlanırlar” Anadolu insanı hala konuklarına,  konaklarındaki en güzide yeri en nefis yemeği ile ağırlarlar. 

 

 

Atalarımız o ıssız yaylalarda kışlaklarda etraflarında dolanan canavarlar kadar aynı dili bile konuşsalar farklı beylerin kontrolündeki ve özellikle ayrı dil ve kültüre sahip yağı ların ( düşmanların)  tehditleri altında  kuşaklar boyu yaşaya geldiler. O günlerin mirası”  su uyur düşman uyumaz “  sözü döneleyerek bize ulaştı.Eski günlerde askeri birliklere “sü “ denirdi. Sözün anlamı ile sözün değişimi ne gariptir ki yine “su “ ya ulaşmaktadır.  Halbuki içilen suyun eski anlamı “SUB veya SUV “ dur. Atasözlerin değişim biçimi dikkat edilmez ise toplum bilimcilerini ve idarecilerini ters köşe yapabilir.

 

 

Türk toplumu sıradışılığı dışlar. Sırada olmayan ,sıradan olmayan , sırasını bilmeyen ve dahi el alemden etkilenmeyip “eski köye yeni adet “  getirenin “suyu ısınmıştır” .Eskiyi yenilemek en eskiyi en iyi bilmekle mümkündür. Bizim tanrılarımız Yunan tanrıları gibi kadere boyun eğmezler , bu ülkenin tanrısı her zaman ona özgüdür “ dağı dağa kavuşturmaz amma insanını insanına kavuşturur” . O gelip yay germez amma aç susuzda bırakmaz. Toplumda çok ileriye gideni “ tanrının sevgili kulu olduğundan yanına gönderilir”.

 

 

Nice Karacaoğlanlar büyütmüş bu insanlar sevdaya sevdalıdırlar. Hele çıkmaya görsün dağın tepesine yüreği davul çalar, Köroğlu lar akın eder yaban diyara  , yar uzaktan bilsin niceliğini. “El ile olur düğün bayram “ Türkün türküleri çınlatır yaylaları ,sazların sesi yumuşatır paslı yürekleri. Bilemeyeceksen bilmediklerini bitip, gider olursun bu diyarlardan,fazla laf pusattır bize.

 

Dedik olmadı,demedik yine olmadı var mı sözün üstünde sözün ! 

 

NOT : YAZI  DEVAM EDECEK .

 

Başlık tuhafsa kesin yanlıştırcılara  , kötü bir varsayımla devam edelim. Yanlış da bulunan “yan “ yanlışın iyilik-kötülük  veya doğru - yanlış ile alakası  olmadığının açık delilidir. Anlaşılacağı üzere bir şeyden  yana olmak ile yanlış olmak arasında bir sırık ( l) bulunmakta tabi şeyin şeyinin “ş” side unutulmadan…

Her milletin harmanlanıp piştiği ;  tarihi, kültürü bulunur. Her birey normal olarak bu harmanın ürünü olup bazı benzemezlerle sık benzerlikler hep o karşımın,  hafiften de değişime  giden yolunun girinti ve çıkıntıları dır, buralardan geçen birey pikap iğnesi gibi  geçtikçe ses verir . Çıkan ses otomatiktir özel olarak çaba sarf etmeye ihtiyaç duyulmaz ancak bazı uyanıklar ki durumun biraz farkındadırlar ; duyduklarına beyni dudak büksede sıradanlığın akıntısında gidip amaçladığının aracı yapıverirler.

 

Türk Milletinin binlerce yılın yonttuğu töreleri , aradan geçen zamana ayak direnen her zaman tam yararlı olmasa da denenmiş kabullerdir. Siyasetci bu kabullerin arasından elleri havada alkışlar arasında geçerse toplumun karar vericisi olma yoluna  o kadar yakın olmaya meyillidir. Akıllı veya akıllandırılmış veya darbelerin düzenlediği kişiler milyonları mı yoksa beyni mi ikilemini çözmüş , anahtarını da uzak geleceğe atmıştır. 

 

Okullara gideriz ,okullarda çoğu zaman yabancı toplumların töre veya töreden türemiş toplum bilim bilgilerini beynimize giydirmeye çalışırız. El mi yaman !  beyin mi yaman !  Bu soruya cevabı verenle beklentiyi bekleyen aynı olmamıştır olamaz da. Formülü ,laboratuvarı olmayan toplu bilim alanında fosil arayanlar siyasi fosil olmaya mahkumdurlar. 

 

Geçmişin ihtişamlı tarihsel başarıları aslında mazinin  çokça sıkıntının çıkardığı sesin hala duyumsallamanın da getirisinde var olabilmektedir.

İnsanlar , on yıllar sonraki başarıların  günün sorunlarına takılmasını değil anlık çözümlere meyillidir. Bu konuda en ileri yol alan “din” lerdir. Onlar insanlara hayal edilebilecek en uzak gelecekte var olacak çok yüksek çıkarları için günlük kazanımlarının ortağı olurlar , bilmezler ki bu ortaklık tek taraflı senedin kontrolündedir.

 

Türk Milletine seslenenler bu sesin geçtiği tarihsel süzgeçleri bilemedikleri zaman bar bar bağıran yabanın rap çisi  olurlar. “Su küçüğün  söz büyüğün   “ atasözünün arkasındaki gerçeği bilmeyen biri  “Su “ nun yanındaki “s “ nin  değişimini de bir türlü anlayamaz sanırki küçükler her daim suya önce sahip olurlar…Sözdeki ne “küçük”  çocuktur ne su da sudur. Türkler siyasi ve askeri liderleri yaşlarına bakmaksızın “büyük “ görüp, büyütürler. 

 

 

Uçsuz bucaksız bozkırlarda binlerce yıl yaşamış atalar o şartlara uygun töreyi deneye sınaya yarattılar. Ocağa katılana ,gelene “gelin” dediler kalıcı olmayıp kuşlar gibi konup gidenler de “Konuk”  Konuklar gök tanrının yolcularıdır ,ağırlıkları yüksektir ve iyi “ağırlanırlar” Anadolu insanı hala konuklarına,  konaklarındaki en güzide yeri en nefis yemeği ile ağırlarlar. 

 

 

Atalarımız o ıssız yaylalarda kışlaklarda etraflarında dolanan canavarlar kadar aynı dili bile konuşsalar farklı beylerin kontrolündeki ve özellikle ayrı dil ve kültüre sahip yağı ların ( düşmanların)  tehditleri altında  kuşaklar boyu yaşaya geldiler. O günlerin mirası”  su uyur düşman uyumaz “  sözü döneleyerek bize ulaştı.Eski günlerde askeri birliklere “sü “ denirdi. Sözün anlamı ile sözün değişimi ne gariptir ki yine “su “ ya ulaşmaktadır.  Halbuki içilen suyun eski anlamı “SUB veya SUV “ dur. Atasözlerin değişim biçimi dikkat edilmez ise toplum bilimcilerini ve idarecilerini ters köşe yapabilir.

 

 

Türk toplumu sıradışılığı dışlar. Sırada olmayan ,sıradan olmayan , sırasını bilmeyen ve dahi el alemden etkilenmeyip “eski köye yeni adet “  getirenin “suyu ısınmıştır” .Eskiyi yenilemek en eskiyi en iyi bilmekle mümkündür. Bizim tanrılarımız Yunan tanrıları gibi kadere boyun eğmezler , bu ülkenin tanrısı her zaman ona özgüdür “ dağı dağa kavuşturmaz amma insanını insanına kavuşturur” . O gelip yay germez amma aç susuzda bırakmaz. Toplumda çok ileriye gideni “ tanrının sevgili kulu olduğundan yanına gönderilir”.

 

 

Nice Karacaoğlanlar büyütmüş bu insanlar sevdaya sevdalıdırlar. Hele çıkmaya görsün dağın tepesine yüreği davul çalar, Köroğlu lar akın eder yaban diyara  , yar uzaktan bilsin niceliğini. “El ile olur düğün bayram “ Türkün türküleri çınlatır yaylaları ,sazların sesi yumuşatır paslı yürekleri. Bilemeyeceksen bilmediklerini bitip, gider olursun bu diyarlardan,fazla laf pusattır bize.

 

Dedik olmadı,demedik yine olmadı var mı sözün üstünde sözün ! 

 

NOT : YAZI  DEVAM EDECEK .

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Başlık tuhafsa kesin yanlıştırcılara  , kötü bir varsayımla devam edelim. Yanlış da bulunan “yan “ yanlışın iyilik-kötülük  veya doğru - yanlış ile alakası  olmadığının açık delilidir. Anlaşılacağı üzere bir şeyden  yana olmak ile yanlış olmak arasında bir sırık ( l) bulunmakta tabi şeyin şeyinin “ş” side unutulmadan…

Her milletin harmanlanıp piştiği ;  tarihi, kültürü bulunur. Her birey normal olarak bu harmanın ürünü olup bazı benzemezlerle sık benzerlikler hep o karşımın,  hafiften de değişime  giden yolunun girinti ve çıkıntıları dır, buralardan geçen birey pikap iğnesi gibi  geçtikçe ses verir . Çıkan ses otomatiktir özel olarak çaba sarf etmeye ihtiyaç duyulmaz ancak bazı uyanıklar ki durumun biraz farkındadırlar ; duyduklarına beyni dudak büksede sıradanlığın akıntısında gidip amaçladığının aracı yapıverirler.

 

Türk Milletinin binlerce yılın yonttuğu töreleri , aradan geçen zamana ayak direnen her zaman tam yararlı olmasa da denenmiş kabullerdir. Siyasetci bu kabullerin arasından elleri havada alkışlar arasında geçerse toplumun karar vericisi olma yoluna  o kadar yakın olmaya meyillidir. Akıllı veya akıllandırılmış veya darbelerin düzenlediği kişiler milyonları mı yoksa beyni mi ikilemini çözmüş , anahtarını da uzak geleceğe atmıştır. 

 

Okullara gideriz ,okullarda çoğu zaman yabancı toplumların töre veya töreden türemiş toplum bilim bilgilerini beynimize giydirmeye çalışırız. El mi yaman !  beyin mi yaman !  Bu soruya cevabı verenle beklentiyi bekleyen aynı olmamıştır olamaz da. Formülü ,laboratuvarı olmayan toplu bilim alanında fosil arayanlar siyasi fosil olmaya mahkumdurlar. 

 

Geçmişin ihtişamlı tarihsel başarıları aslında mazinin  çokça sıkıntının çıkardığı sesin hala duyumsallamanın da getirisinde var olabilmektedir.

İnsanlar , on yıllar sonraki başarıların  günün sorunlarına takılmasını değil anlık çözümlere meyillidir. Bu konuda en ileri yol alan “din” lerdir. Onlar insanlara hayal edilebilecek en uzak gelecekte var olacak çok yüksek çıkarları için günlük kazanımlarının ortağı olurlar , bilmezler ki bu ortaklık tek taraflı senedin kontrolündedir.

 

Türk Milletine seslenenler bu sesin geçtiği tarihsel süzgeçleri bilemedikleri zaman bar bar bağıran yabanın rap çisi  olurlar. “Su küçüğün  söz büyüğün   “ atasözünün arkasındaki gerçeği bilmeyen biri  “Su “ nun yanındaki “s “ nin  değişimini de bir türlü anlayamaz sanırki küçükler her daim suya önce sahip olurlar…Sözdeki ne “küçük”  çocuktur ne su da sudur. Türkler siyasi ve askeri liderleri yaşlarına bakmaksızın “büyük “ görüp, büyütürler. 

 

 

Uçsuz bucaksız bozkırlarda binlerce yıl yaşamış atalar o şartlara uygun töreyi deneye sınaya yarattılar. Ocağa katılana ,gelene “gelin” dediler kalıcı olmayıp kuşlar gibi konup gidenler de “Konuk”  Konuklar gök tanrının yolcularıdır ,ağırlıkları yüksektir ve iyi “ağırlanırlar” Anadolu insanı hala konuklarına,  konaklarındaki en güzide yeri en nefis yemeği ile ağırlarlar. 

 

 

Atalarımız o ıssız yaylalarda kışlaklarda etraflarında dolanan canavarlar kadar aynı dili bile konuşsalar farklı beylerin kontrolündeki ve özellikle ayrı dil ve kültüre sahip yağı ların ( düşmanların)  tehditleri altında  kuşaklar boyu yaşaya geldiler. O günlerin mirası”  su uyur düşman uyumaz “  sözü döneleyerek bize ulaştı.Eski günlerde askeri birliklere “sü “ denirdi. Sözün anlamı ile sözün değişimi ne gariptir ki yine “su “ ya ulaşmaktadır.  Halbuki içilen suyun eski anlamı “SUB veya SUV “ dur. Atasözlerin değişim biçimi dikkat edilmez ise toplum bilimcilerini ve idarecilerini ters köşe yapabilir.

 

 

Türk toplumu sıradışılığı dışlar. Sırada olmayan ,sıradan olmayan , sırasını bilmeyen ve dahi el alemden etkilenmeyip “eski köye yeni adet “  getirenin “suyu ısınmıştır” .Eskiyi yenilemek en eskiyi en iyi bilmekle mümkündür. Bizim tanrılarımız Yunan tanrıları gibi kadere boyun eğmezler , bu ülkenin tanrısı her zaman ona özgüdür “ dağı dağa kavuşturmaz amma insanını insanına kavuşturur” . O gelip yay germez amma aç susuzda bırakmaz. Toplumda çok ileriye gideni “ tanrının sevgili kulu olduğundan yanına gönderilir”.

 

 

Nice Karacaoğlanlar büyütmüş bu insanlar sevdaya sevdalıdırlar. Hele çıkmaya görsün dağın tepesine yüreği davul çalar, Köroğlu lar akın eder yaban diyara  , yar uzaktan bilsin niceliğini. “El ile olur düğün bayram “ Türkün türküleri çınlatır yaylaları ,sazların sesi yumuşatır paslı yürekleri. Bilemeyeceksen bilmediklerini bitip, gider olursun bu diyarlardan,fazla laf pusattır bize.

 

Dedik olmadı,demedik yine olmadı var mı sözün üstünde sözün ! 

 

NOT : YAZI  DEVAM EDECEK .

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum